Özgürlüğün Sınırı: Külli ve Cüz’i İrade Kıskacında İnsan

İnsanoğlu var olduğu günden bu yana hep aynı sorunun peşinden koştu: "Gerçekten özgür müyüm?" Modern dünya bize "sınırsız özgürlük" masalları anlatsa da, hakikat bu illüzyonun çok uzağındadır. Mehmet Kaçar'ın da vurguladığı gibi, mutlak ve sınırsız özgürlük yalnızca Yaratıcı’ya mahsustur; biz buna İslam literatüründe Külli İrade diyoruz. İnsana bahşedilen ise, sınırları çizilmiş, sorumlulukla bezenmiş bir Cüz’i İrade’dir.

Peki, insan neden sınırsız özgür olamaz? Gelin, bu kavramı ve hayatımıza etkilerini daha yakından inceleyelim.

Kaos mu, Düzen mi?

Eğer bir bireyin özgürlüğü, bir başkasının hak alanına tecavüz etmeye başlarsa, orada özgürlükten değil, kaos, anarşizm ve terörizmden bahsedilir. Sınırın olmadığı yerde ahlak biter, huzur yerini korkuya bırakır. Dünyanın hiçbir hukuk sistemi veya toplumsal yapısı "sınırsızlığı" kabul etmez. Çünkü birinin sınırsızca hareket etmesi, diğerinin yaşam hakkının elinden alınması demektir.

Atlıkarınca Misali: Zevkten İşkenceye

Sınırsız özgürlük arzusunun insan ruhunda yarattığı tahribatı anlamak için meşhur atlıkarınca örneğine bakmak yeterlidir. Lunaparkta dönen bir atlıkarıncada her şey yolundayken alınan o müthiş zevki hayal edin. Ancak mekanizma bozulduğunda ve kontrol kaybedildiğinde, o zevk çığlıkları bir anda dehşet çığlıklarına dönüşür.

"Makine bozuldu, durduramıyorum!" nidası duyulduğu an, özgürce dönmek artık bir eğlence değil, bir işkencedir.

İşte sınırsız özgürlük peşinde koşan insan, motoru bozulmuş o atlıkarıncadaki yolcu gibidir. Kontrolsüz güç, güç değildir; kontrolsüz özgürlük ise sadece ıstırap verir.

Teslimiyetin Getirdiği Gerçek Hürriyet

İronik görünse de insanı asıl özgürleştiren şey, Allah’ın iradesine teslimiyettir. Bu teslimiyet, kişiyi kendi nefsinin esaretinden, dünyanın geçici hırslarından ve bitmek bilmeyen "daha fazla" arzusundan kurtarır. Bu dengeyi kuramayan birey için dünya, adeta bir cehennem çukuruna, bitmek bilmeyen bir vicdan azabına dönüşür.

Seçimlerimiz ve Ahiret Bilinci

Seçme özgürlüğümüzün olması, her dilediğimizi yapabileceğimiz anlamına gelmez. Hayat, bir etki-tepki ve sebep-sonuç dengesi üzerine kuruludur. Nasıl ki bu dünyada attığımız her adımın hukuki veya sosyal bir sonucu varsa, ahirette de bu özgürce yapılan seçimlerin mutlak bir karşılığı olacaktır.

Sonuç olarak; insan, sınırları olan bir varlıktır. Bu sınırları kabul etmek zayıflık değil, bilgeliktir. Gerçek hürriyet, başkasının hakkına girmeden, yaratılış gayesine uygun bir dairede hareket edebilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.