Nereden mi anlıyorum? Gidişatın yönünü tayin etmek için sadece manşetlere değil, safların nasıl bozulduğuna bakmak yeterli. Yıllardır Amerika’nın gölgesinde saf tutan, tabiri caizse "Haçlı dünyasının pekmez sinekleri" olan Almanya, Fransa ve İtalya gibi güçler; artık o "domuz sever sığır çobanlarını" yani kovboyları terk etmeye başladı.
Tarihi; Kızılderililerin, siyahilerin ve sarı derililerin kanı ve gözyaşıyla yazılmış bir çete reisi edasıyla dünyayı talan eden bu yapı, artık müttefikleri tarafından bile taşınamaz hale geldi. Sormak lazım: Amerika tökezlemeseydi, bu sadık müttefikler gemiyi terk eder miydi? Hiç sanmıyorum.
"Aslında Amerika Hiçbir Ülkeyi Yenemez"
Savaştan tam 14 gün önce, 14 Şubat’ta kaleme aldığım "Amerika İran’ı Yenemez" başlıklı yazımda bir gerçeğin altını çizmiştim: Amerika aslında hiçbir ülkeyi yenemez. Çünkü Amerika’nın askeri stratejisi "zafer" üzerine değil, "tahrip" üzerine kuruludur. Züccaciye dükkanına giren kuduz bir domuz gibi, girdiği her yeri yakıp yıkar, talan eder ve arkasında sadece enkaz bırakır.
Karakteri Belirleyen Tercihler
İnancımıza göre necis bir varlık olan domuzla beslenen, ruhunu ve fiziğini bu kültürle yoğuran bir yapının, insani değerlerle hareket etmesini beklemek zaten beyhude bir çabaydı. Onlar müttefiklerine hakaret etmeyi, zayıfı ezmeyi ve kaosu bir yönetim biçimi olarak kullanmayı tercih ettiler. Ancak 11 Mart’ta işaret ettiğim o beklenen an geldi çattı: Amerika tökezledi.
Şimdi Ne Yapmalı?
Tam da bu aşamada; devletlere, milletlere ve en önemlisi "insan" kalmayı başarabilenlere büyük bir görev düşüyor. Doğu’dan Batı’ya tüm insanlık; bu zorba sisteme karşı elinden gelen her türlü tepkiyi koymalıdır. Bir yumruk, bir çelme, bir kaş çatış ya da bir beddua... Kimin elinden ne geliyorsa!
Şunu asla unutmayalım: Domuz sever sığır çobanları, ülkesine ve onuruna sahip çıkan hiçbir milleti asla diz çöktüremez. Tarih bunun örnekleriyle doludur ve bugün yeni bir sayfa açılıyor.