Siyasetin gündemi, bir dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı o meşhur ifadeyle çalkalanıyor: “Ahtapotun kolları.” Devletin zirvesine ulaşan istihbarat raporları, medya kulislerine düşen iddialar ve bizzat CHP içerisinden yükselen ihbarlar, bugün gelinen noktada artık mızrağın çuvala sığmadığını kanıtlıyor. Mısır’daki sağır sultanın bile duyduğu bu usulsüzlükler zinciri, yargı süreciyle birlikte bir bir deşifre oluyor.
Mağduriyet Zırhı ve Siyasi Stratejiler
Sürecin vahametini önceden sezen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, henüz adaylık şartlarını dahi taşımadığı bilinmesine rağmen, kendisini hızla "Cumhurbaşkanı adayı" ilan ettirerek siyasi bir zırh kuşanmaya çalıştı. Parti yönetimi ise bu soruşturmaları halka "siyasi operasyon" olarak pazarlayarak, yargıyı baskı altına alma yolunu seçti. Ancak ne diploma tartışmalarındaki gerçek dışı beyanlar ne de yargı makamlarına yönelik tehditler, somut delillerin önünü kesebildi.
İstanbul’dan Anadolu’ya Uzanan Yolsuzluk Ağı
Soruşturmalar derinleştikçe, yolsuzluk çarkının sadece İstanbul ile sınırlı kalmadığı; Antalya, Adana, Adıyaman ve son olarak Uşak ile Bursa’ya kadar uzandığı görüldü. İfadeler ve itiraflar, karşımızda münferit olaylar değil, örgütlü bir kanunsuzluk olduğunu gösteriyor. "İktidarı devirmek için kaynak lazım" söylemiyle başlayan bu karanlık süreç, gelinen noktada kişisel ikbal kapılarına, lüks yaşamlara ve ahlaki yozlaşmaya evrilmiş durumda.
Zırva Tevil Götürmez
Belediye bütçelerinin şahsi harcamalara, gayrimeşru ilişkilere ve lüks hayatlara akıtılması, CHP tabanında da büyük bir infial yaratıyor. CHP, partiyi şaibeli yöntemlerle ele geçiren bir ekip tarafından öyle bir batağa saplanmıştır ki; bu durumun hesabını ne kamuoyuna ne de kendi seçmenine vermesi mümkün değildir. Ahtapotun kolları kesildikçe, altından çıkan kirli ilişkiler Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçecektir.