Serkan ŞİMŞEK
Toplumsal Parçalanmanın Sessiz Sebebi - Körü Körüne Bağlılık
Toplumsal Parçalanmanın Sessiz Sebebi - Körü Körüne Bağlılık
Toplum olarak en büyük zaaflarımızdan biri, bir kişiye, bir partiye ya da bir ideolojiye “körü körüne” bağlanma eğilimimizdir. O ne derse doğrudur demek, sorgulamayı bırakmak, eleştiriyi ihanet saymak… İşte asıl kırılma burada başlıyor.
Bir düşünceye sahip olmak kıymetlidir. Bir dünya görüşü edinmek, bir siyasi tercih yapmak, bir inanç sistemine bağlı olmak insanın kimliğini güçlendirir. Fakat bu bağlılık, aklı ve vicdanı devre dışı bırakıyorsa; farklı düşüneni düşmanlaştırıyorsa; toplumun ortak zeminini yok ediyorsa artık yapıcı değil, yıkıcıdır.
Parçalanmanın Kökü
Bugün siyasi, kültürel ve hatta dinsel ayrışmanın temelinde çoğu zaman bu “mutlak bağlılık” anlayışı yatıyor.
Kendi liderini hatasız görmek,
Kendi partisini tek doğru kabul etmek,
Kendi yorumunu dinin tek yorumu sanmak,
Farklı düşüneni ya cahil ya hain ilan etmek…
Bu tutumlar toplumu ikiye, üçe, hatta onlarca parçaya bölüyor.
Oysa bir toplum; aynı düşünmek zorunda olan insanların değil, farklı düşünmesine rağmen birlikte yaşayabilen insanların bütünüdür.
Kör Bağlılık Neyi Kaybettirir?
Körü körüne bağlılık üç şeyi yok eder:
Eleştirel düşünceyi – İnsan sorgulamazsa gelişemez.
Empatiyi – Karşı tarafı anlamaya çalışmazsa ortak zemin oluşmaz.
Toplumsal güveni – Herkes birbirini tehdit olarak görmeye başlar.
Sonunda ortaya çıkan tablo malesef şudur:
Aynı sokakta yaşayan insanlar birbirine yabancılaşır. Aynı ülkenin vatandaşları birbirini rakip değil, düşman görür.
Bu durum sadece siyasi bir problem değildir; kültürel ve dinsel alanlara da sirayet eder. Mezhep, yaşam tarzı, dünya görüşü üzerinden ayrışmalar derinleşir. Oysa bu farklılıklar zenginlik olabilecekken, çatışma sebebi hâline gelir.
Daha Huzurlu Bir Toplum İçin Nasıl Bir Bakış Açısı?
Daha huzurlu ve güçlü bir toplum için öncelikle şunu kabul etmemiz gerekir:
Hiçbir insan, hiçbir lider, hiçbir parti ve hiçbir ideoloji mutlak hakikatin tek temsilcisi değildir.
Geliştirmemiz gereken bakış açısı şunları içermelidir:
1. İlkelere Bağlılık, Kişilere Değil
Adalet, dürüstlük, liyakat gibi evrensel değerlere bağlı olmak; kişilere bağlı olmaktan daha sağlıklıdır. Kişiler değişir, ilkeler kalır.
2. Eleştiriyi Düşmanlık Saymamak
Eleştiri bir yıkım aracı değil, düzeltme fırsatıdır. Eleştirebilen toplumlar ilerler.
3. Farklılıkla Yaşamayı Öğrenmek
Herkesin bizim gibi düşünmesi gerekmez. Aynı vatanda, aynı toplumda farklı düşüncelerle bir arada yaşayabilmek olgunluğun göstergesidir.
4. Kimliği Siyasetin Üzerine Koymamak
Bir parti tercihi insanın bütün kimliği değildir. İnsan, oy verdiği partiden daha büyüktür.
Toplumsal birlik, herkesin aynı şeyi söylemesiyle değil; herkesin farklı şeyler söyleyebilmesine rağmen birbirine saygı duymasıyla sağlanır.
Körü körüne bağlılık bizi daraltır.
Sorgulayan akıl ve açık kalp ise toplumu büyütür.
Eğer daha huzurlu bir toplum istiyorsak, önce kendi düşüncemizi sorgulamayı öğrenmeliyiz. Çünkü gerçek birlik, tek seslilikte değil; bilinçli çoğulculukta doğar.