Kelamın Kimyası: Dua ve Madde Arasındaki Görünmez Bağ

Modern çağ, insanı ve evreni sadece ölçülebilir veriler üzerinden tanımlama eğilimindedir. Pozitivist bakış açısı, hap ve formül ile somutlaşan tababetin (tıbbın) ilerleyişini, insanın manevi boyutundan kopararak mutlaklaştırmıştır. Ancak insan, sadece biyokimyasal süreçlerin toplamı değil; aynı zamanda duyguların, inançların ve sözün etkisi altında yaşayan bir varlıktır. Günümüzde yağmur duası veya okuma-üfleme gibi pratiklerin modern bilimle çatıştığı varsayılsa da, aslında meselenin özü maddeden manaya giden yolun niteliğinde gizlidir.

Sözün Biyolojik Etkisi: Rızâeddin Efendi’nin Ders Niteliğindeki Tavrı

Tarihsel bir anekdot, bu durumu çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer. Bir davette, devrin Sıhhiye Nazırı’nın tıbbın ilerlediğinden bahisle "dua ve nefes etme" ricasını batıl bir itikat olarak nitelendirmesi üzerine, Rızâeddin Yaşar Efendi beklenmedik bir tepki verir. Nazır'a hakaret ve ağır sözlerle çıkışan Efendi, muhatabının öfke ve heyecandan fiziksel olarak sarsıldığını görünce o meşhur soruyu sorar: “Ne oldu paşa efendi? Ben size ilaç mı yutturdum? Niye hasta oldunuz?”

Bu hadise, kelamın biyolojik sistem üzerindeki kudretini ispatlayan psikosomatik bir kanıttır. Eğer kötü bir söz, bir insanın tansiyonunu yükseltip, yüzünü kızartıp onu hasta edebiliyorsa; Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Kerim ve halis bir niyetle edilen dua da ruhu ve bedeni şifaya sevk edebilir. Bu, bir batıl inanç değil, sözün enerji ve frekans boyutundaki tesiridir.

Bilimin Alfabesi ve Elektronun Okulu

Pozitivist yaklaşımın "bilim var" diyerek maneviyatı dışlaması, aslında bilimin özündeki derin cehaleti gizleme çabasıdır. Ses hızına adını veren ünlü fizikçi Ernst Mach’ın şu sorusu, bilimsel kibrin sınırlarını çizer: “Biz elektron davranışlarını öğrenmek için okula gittik. Peki ama elektronlar hangi okula gittiler?”

Maddenin en küçük birimi olan atomun ve onun parçacıklarının, evrenin nizamına nasıl bir sadakatle uyduğu hâlâ tam olarak çözülememiş bir muammadır. Suyun moleküler yapısının ses titreşimlerine verdiği tepkiler (Emoto çalışmaları vb.) ve maddenin dış dünyaya duyarlılığı, alfabesini henüz tam sökemediğimiz bir dildir. Duanın, yakarışın ve niyetin atomik düzeyde bir etkisi olmadığını iddia etmek, bugünkü bilimsel veri eksikliğini "yokluk" olarak tanımlamaktan başka bir şey değildir.

Sonuç: Bütüncül Bir Şifa Anlayışı

Tababetin ilerlemesi, ilaçların ve cerrahinin başarısı yadsınamaz bir nimettir. Ancak insanı sadece bir makine olarak görmek, şifanın bütüncül doğasını ıskalamaktır. Kötü sözün insanı hasta ettiği bir dünyada, güzel sözün ve duanın iyileştirici gücü reddedilemez bir hakikattir. Maddenin alfabesini yazan iradenin, dua ile o maddeye müdahale etme kapısını açık bıraktığı unutulmamalıdır. Sonuç itibarıyla bilim ve inanç, birbirini dışlayan değil; evrenin farklı katmanlarını açıklayan birer bütündür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.