Bünyamin KURT
Hürmüz Girdabı mı daha tehlikeli yoksa 7 Kocalı Hürmüz Sendromu mu? Enerjide Gizlenen Gerçekler!
1. Enerji köprüsü ve Üssü Masalı ve Pompalanan Korku İklimi ile Bağımlılığı artırmak!
2. Tedarikçi Çeşitliliği Kılıfında 7 Kocalı Hürmüz Sendromu
3. Karbonsuzlaşan Dünyada Hala Boru Hattı Hamallığı Ülkemizi Kurtarır mı?
4. Çin, Avrupa vb. Elektrifikasyona Koşarken, Ödediğimiz Ağır Bedel!
5. Döviz Garantili İpotekler: Nükleerlerin Fahiş Faturası!
6. Ekran Uzmanlarının Israrla Gizlediği 5 Katlık Potansiyel
7. Tam Bağımsızlık: Kendi Enerjimize Sahip Çıkalım!
Daha öncede çok defa uyardığımız gibi, genellikle ABD, İsrail ve Rusya şeytan üçgeninde kurgulanan ve her 4-5 yılda bir bölgesel savaş, saldırı ve çatışmalarla tetiklenen enerji krizleri yine kapımıza dayandı. Gazete manşetlerinden "Ekonomide Hürmüz girdabı derinleşiyor" ve "Enerji, su ve gıda krizi kapıda" çığlıkları yükseliyor. ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları üzerinden pompalanan aktüel propagandalar, aslında Türkiye'de yıllardır sahnelenen bir jeopolitik masalı yeniden ısıtıp önümüze koyuyor: "Türkiye enerji köprüsü olacak, enerji üssü olacağız."
Bugün Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi güzergahlar lojistik ve ticari malların sevkiyatı için stratejik bir alternatif sunuyor olabilir. Ayrıca Hürmüz Boğazı'nın petrol ve doğalgaz tedariki için kısa vadede ve belki de orta vade de taşıdığı kritik önemi de inkar edemeyiz. Ancak uzun vade için zamanla değeri git gide azalmaktadır. Örneğin AB ve Çin elektrikli araçlarda, hidrojende o kadar hızlı ilerliyor ki belki 10-15 sene sonra Hürmüz'den hiç petrol almayacaklar. Bu %100 olmasa dahi böyle giderse çok azaltacakları kesin!
Küresel gerçek şu ki; Çin, ABD, Avrupa Birliği, "Yeşil Mutabakat" ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) vb. ile hızla karbonsuzlaşmaya koşarken, içten yanmalı motorlar yerini elektrikli araçlara bırakırken, toprağın altından başkasına ait fosil yakıt boruları geçirmek bizi şimdiye kadar bir "Enerji Üssü" yapmadı bundan sonrada hiç yapmaz. Küresel elektrifikasyon devrimini ıskalayıp, vizyonu sadece başkasının enerjisinin "hamallığını" yapmaya indirgemek, milleti içi boş haberlerle oyalamaktan başka bir şey değildir.
"Tedarikçi Çeşitliliği" İllüzyonu ve 7 Kocalı Hürmüz Sendromu:
Emperyalist kriz döngülerine karşı alınacak tek önlem; çok hızlı ve devasa kapasitelerde yerli, temiz enerji üretimidir. Ancak ülkemizde enerji arz güvenliğini tamamen dışarıya; ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, Azerbaycan ve Almanya ile yapılan bitmek bilmez anlaşmalara bağlamak "vizyon" sanılıyor.
Kendi ülkemizdeki muazzam güneş, rüzgar ve hidroelektrik potansiyelimiz akıl almaz mevzuat engelleriyle, liyakatsizlikle ve içimizdeki rantçıların kotalarıyla, engellemeleri ile boğulurken; enerjinin genelini dışarıdan ithal edip "tedarikçi çeşitliliği" ile övünmek, kelimenin tam anlamıyla akıl ve izandan yoksundur. Bu durum, bizi bağımsız yapmaz; ülkeyi enerji politikalarında "7 Kocalı Hürmüz" hikayesinden bile daha trajik bir duruma düşürür.
ABD, Rusya ve Batı arasında, yani “Büyük dış güçler arasında denge sağlıyoruz” adı altında yapılan politikalar bize ancak zarar veriyor. Bunlardan bağımsız ülkemizi enerjide sağlam temellere oturtacak stratejiye göre hareket etmemiz gerekiyor!
Akkuyu'da yükselen, Sinop'ta planlanan ve İğneada'da ön çalışmaları başlayan nükleer santral projeleri tam da bu çarpıklığın özetidir. Bugün yerli güneş ve rüzgarda maliyetler 2.5 - 3 sent civarındayken, havasını, suyunu ve tüm kaza riskini bizim yüklendiğimiz, tamamen Rusya'ya ait olan bir santralden 15 yıl boyunca 12.35 ile 15.33 ABD senti/kWh gibi fahiş fiyatlarla döviz bazlı elektrik almak bağımsızlık değildir. Buda her yıl fazladan yüzlerce milyarlık yükü ekonomimizin sırtına bindirecek, enflasyonu azdıracak!
Medyada Enerji Uzmanı Gibi Konuşanları Gizlediği AB Gerçeği:
İşin en trajikomik yanı ise her akşam televizyonlara çıkıp "enerji uzmanı" sıfatıyla konuşanların ve yetkililerin tutumudur. Matematik, fizik ve şebeke gerçeklikleri ortadayken; güneş, rüzgar, jeotermal ve su kapasitemizi hızla en az 4-5 kat artırmamız gerektiği gerçeği ısrarla sümen altı edilmektedir.
Avrupa Birliği üyeleri ortalama kişi başı bizden 3-5 kat daha fazla rüzgar ve güneş (RES/GES) kapasitesine sahiptir. Onlar elektrifikasyon ve depolama ile geleceği inşa ederken, biz her krizde milyarlarca dolarlık ağır bedeller ödüyoruz. Bizim uzmanlarımız ise ekranlarda rüzgar türbinlerinden, dev batarya depolama sistemlerinden bahsetmek yerine, başkasının gazının vanasını kimin tutacağı veya Hürmüz'den geçemeyen gemiler üzerine spekülasyon yapmayı tercih ediyor.
Gerçek Kurtuluş: Kendi Enerjimizi Üretmekten Geçer, Tedarikçi Sayısını Artırmaktan yada Enerji Hamalcılığından Değil!
Güçlü ve modern bir ulusal enerji şebekesinin temeli, ne başkasının gazını taşımaya ne de milyarlarca dolarlık ithal nükleer lisanslarına muhtaçtır. Ekonomik krizlerden, kur şoklarından ve jeopolitik şantajlardan kurtuluşun tek yolu bellidir:
Güneşi, rüzgarı, suyu, jeotermali ve gelişmiş enerji depolama sistemlerini merkeze alan, elektrifikasyonu sanayinin kılcal damarlarına kadar indiren, tamamen yerli ve temiz bir üretim hamlesidir. Günü kurtarma adına kaplumbağa hızıyla yapılan basit çabalar kalıcı ve sağlam çözüm üretmiyor, yapısal köklü değişimler olmazsa olmaz: Oda istisnalar hariç %100 yenilenebilire hızlıca yönelip, kaplumbağa hızından kurtulup tazı hızına ulaşmak!
Türkiye aslında farkında olmadan dünyanın en iyi enerji konumlarından birinde. Ama neden bunu kullan(a)mıyor? Yüksek gerilim hatlarının ve ulusal şebekenin dinamiklerini sahada ve bunu bilenler için gerçek gün gibi ortadadır, teknik kapasitede genelde sorunumuz yok. Ancak Zihniyet Kapasitesinde sorunumuz var! Hamal olmayı bırakıp, gerçekten üreten bir güç olduğumuzda, haritadaki konumumuzdan değil, enerjimizdeki bağımsız gücümüzden söz ettireceğiz.
Mevzuat ve diğer engelleri kaldırmadığımız sürece, bağımsızlık sadece bir medya masalı olarak kalacaktır. Önce bizi dışa bağımlı yapan bu tür esaret Zincirlerinden, etkenlerden, aktörlerden, kurtulmamız Şart!