Ahmet Şükrü KILIÇ
Gönüllü güven ve istikrar ahlakı nasıl oluşur?
Ekonomide güven talimatla üretilmez; istikrar da kampanyayla kalıcı hâle gelmez. Gönüllü güven, tekrar eden doğrulukların birikimidir. Kuralların yalnızca kriz anlarında değil, normal zamanlarda da işletilmesi; yükün sadece zayıfa değil, herkese adil biçimde paylaştırılması; söylenenle yapılan arasındaki mesafenin kapatılması bu birikimin temelini oluşturur. İstikrar ahlakı, böyle bir süreklilik içinde doğar.
Gönüllü güvenin ilk şartı tutarlılıktır. Aynı sorun karşısında farklı ilkelerin işletildiği bir düzende güven gelişmez. Tutarlılık, esneklikten vazgeçmek değildir; esnekliğin önceden tanımlanmış sınırlar içinde uygulanmasıdır. Kriz anlarında alınan olağanüstü kararların olağan dönemin yerine geçmemesi, istisnaların kalıcılaşmaması bu nedenle hayati önemdedir. Aksi hâlde ekonomi, her yeni dönemde sıfırdan ikna edilmesi gereken bir alana dönüşür.
İkinci şart adalet duygusudur. Ekonomik düzenlemeler teknik olarak doğru olsa bile adaletsiz algılandığında karşılık bulmaz. Vergide, ücrette, teşvikte ve denetimde kuralın kime nasıl uygulandığı, güvenin kaderini belirler. “Kurallar herkes için geçerli” hissi oluşmadığında disiplin çağrıları ahlaki meşruiyetini kaybeder. İstikrar, rakamlardan önce adalet algısıyla kök salar.
Üçüncü şart ortak fedakârlığın görünür olmasıdır. Kemer sıkma çağrıları, yük paylaşımı adil ve şeffaf değilse inandırıcı olmaz. Fedakârlık talep eden bir yönetim, bu fedakârlığın kimler tarafından ve ne ölçüde üstlenildiğini göstermek zorundadır. Aksi hâlde fedakârlık erdem olmaktan çıkar, zorunlu bir kayba dönüşür. Gönüllü güven, yükün tek taraflı değil; paylaşılmış olduğunu gördüğünde oluşur.
Dördüncü ve belirleyici şart söz–eylem uyumudur. Ekonomi yönetiminde en yıpratıcı etki yanlış kararlar değil; tutarsız açıklamalardır. Söylenenle yapılan arasındaki mesafe açıldıkça güven aşınır. Bu mesafe kapandığında ise en zor kararlar bile anlaşılır hâle gelir. “Söylenen yarın da geçerli olacak” duygusu, istikrar ahlakının omurgasını oluşturur.
Bu noktada istikrar ahlakı ile korku arasında net bir ayrım yapılmalıdır. Korkuya dayalı düzenler kısa vadede sessizlik üretir; uzun vadede ise kırılganlık yaratır. Gönüllü güvene dayalı düzenler itirazı bastırmaz; itirazı öngörür ve yönetir. İtirazın meşru kanallarla dile getirilebildiği bir sistemde ekonomi, ani savrulmalara karşı daha dirençlidir. Çünkü direnç, baskıdan değil; katılımdan doğar.
Serinin tamamında ele alınan kural temelli devlet anlayışı, merkez bankası–hazine rol ayrımı, sosyal diyalog mimarisi, ücret–verimlilik dengesi, üretkenliği esas alan teşvik politikaları ve şeffaflık; hepsi bu başlıkta anlamını bulur. Bunlar tek tek uygulandığında değil; birlikte ve tutarlı biçimde işletildiğinde gönüllü güven üretir. İstikrar ahlakı, parçalı politikaların toplamı değil; bütünlüklü bir davranış rejimidir.
Sonuç olarak ekonomi yalnızca “Ne yapılacağı” sorusuna değil; “Nasıl ve ne kadar süreyle yapılacağı” sorusuna verilen cevaptır. Bu cevap güven verici olduğunda disiplin kendiliğinden gelir. Disiplinin zorla dayatıldığı yerde istikrar geçici; gönüllü olarak benimsendiği yerde ise kalıcıdır. Asıl olan, İnsanlara kurallara uymayı dayatmak değil; kurallara güvenmeyi öğretmektir.