Bir zamanlar, henüz dünyanın bu kadar yorulmadığı günlerde, bir rüyaya daldım. Öyle bir rüya ki; sınırların, ideolojilerin ve değerlerin yerli yerinde olduğu, masalsı bir evrendi bu. Ancak uykumdan uyandığımda kendimi bambaşka, tanımakta güçlük çektiğim bir "yeni dünyada" buldum.
Simgelerin Çöküşü ve Anlamın Yitişi
Rüyamda gördüğüm o masalsı Disney, birdenbire büyülü olmayı bıraktı. Paris sokakları artık o eski romantizminden çok uzak. Berlin Duvarı çoktan yıkıldı, SSCB tarih tozuna karıştı. Bir zamanlar dünyanın merkezi sayılan New York, artık o görkemli ana şehir değil. Çin Seddi ise ne bir kale ne de bir set; sadece taşlaşmış bir hatıra.
En acısı da maneviyatın kalbindeki değişim... Mekke yine dolu, evet; ama o kutsal toprakları yönetenlerin ve dolduranların ruhsal boşluğu, kalabalığın gürültüsünde yankılanıyor.
Silahlaşan Sevgiler ve Unutulan Değerler
Bugün geldiğimiz noktada, en insani duygularımız bile kirlendi. Artık sarılmalar ve öpücükler birer şefkat göstergesi değil, adeta birer silah. Ebeveyn ziyaretleri, dost meclisleri "demode" sayılıyor; teknolojiye kurban edilen samimiyet, yerini soğuk ekranlara bıraktı. Hakiki bir aşk eyleminin ne zaman başlayacağını kimse bilmiyor. Güç sahipleri ise sadece katliam ve yıkım peşinde.
Doğanın Sessiz İntikamı
Para ve güzellik, aslında en değersiz şeyler olması gerekirken, insanlığı kendine esir etmiş durumda. Öyle bir kirlilik yarattık ki; sadece toprağı değil, gökyüzünü ve kâinatı da teknolojik bir atık deposuna çevirdik. Şimdi, en temel ihtiyacımız olan oksijeni bile ciğerlerimize çekerken zorlanıyoruz.
Ancak doğa, tüm bu tahribata rağmen inatla yaşamaya devam ediyor ve hala çok güzel. Sanki bize sessizce şunu fısıldıyor:
"Siz doğa için gerekli değilsiniz. Hava, toprak ve su sensiz de yolunu bulur. Hatta sizin bozduğunuzu, siz yokken onarıyor."
Misafir Olduğumuzu Unuttuk
Uykudan uyanıp dünyaya geri döndüğünüzde şunu hatırlayın: Biz bu gezegenin misafirleriyiz, efendileri değil. Gerçek efendiler çoktan kendi asıl yurtlarına göçtüler. Milyonlarca insan hala o büyük aşkın peşinde, ancak ne yazık ki çoğu hala o rüya aleminden uyanamamış durumda.
Gözlerimizi açtığımızda göreceğimiz gerçek acı olabilir; ama uyanmak, sahte bir rüyada kaybolmaktan her zaman daha evladır.