Ramazan’da Laiklik Tartışması: Laiklik Bir Hukuk İlkesi mi, Yoksa İdeolojik Bir Mülkiyet mi?

Ramazan’da Laiklik Tartışması: Laiklik Bir Hukuk İlkesi mi, Yoksa İdeolojik Bir Mülkiyet mi?

Soner Yalçın’ın "Ramazanda laiklik bildirisi tartışması; kim haklı" başlıklı yazısı, Türkiye’nin bitmeyen tartışmalarından birini yeniden alevlendirdi.

Soner Yalçın’ın "Ramazanda laiklik bildirisi tartışması; kim haklı" başlıklı yazısı, Türkiye’nin bitmeyen tartışmalarından birini yeniden alevlendirdi. Ancak Ahmet Şükrü Kılıç’a göre mesele sadece iki görüşün çatışması değil; laikliğin hangi ontolojik zemine oturtulduğu. Peki, laiklik devletin kurucu bir "ideolojisi" mi yoksa tarafsız bir "hukuk köprüsü" mü?

Laiklik: Devletin Karakteri mi, Tarafsızlık İlkesi mi?

Tartışmanın odağında iki temel yaklaşım yer alıyor. Birinci yaklaşım, laikliği devletin kurucu özü ve kamusal alanın dini referanslardan tamamen arındırılması olarak tanımlıyor. Bu görüşte devlet, toplumu yukarıdan aşağıya dönüştüren bir özne konumunda.

Ancak bu noktada ciddi bir felsefi problem ortaya çıkıyor: Devlet, bir ideolojinin uzantısı olabilir mi? Demokrasinin temel şartı, devletin bir düşünceye değil, çoğulcu bir millete bağlı olmasıdır. Çoğulluk, devletin zayıflığı değil, en büyük meşruiyet kaynağıdır.

İkinci Yaklaşım: Özgürlükçü ve Eşitleyici Laiklik

İkinci yaklaşım ise laikliği "devletin tarafsızlığı" olarak görüyor. Bu anlayışa göre devlet:

  • İnanç dayatmaz, ancak inanç görünürlüğünü de yasaklamaz.

  • Yasaklayıcı değil, eşitleyicidir.

  • Toplumla arasına mesafe koymaz, sadece inançlar karşısında eşit mesafede durur.

"Devlet Bizimdir" Anlayışı ve Yaşam Biçimi Normu

Türkiye’deki sol düşüncenin ve Kemalizmin laiklik algısı, genellikle bir "yaşam biçimi normu" üzerinden şekillendi. Uzun yıllar devlet gücüyle tahkim edilen bu norm, bazı çevrelerde "Devlet bizimdir" bilincini yerleştirdi. Oysa laiklik ile seküler yaşam tarzı aynı şey değildir. Laiklik hukuki bir düzenleme ilkesiyken, sekülerlik bir yaşam tercihidir. Bu ikisi karıştırıldığında 28 Şubat süreci gibi "güvenlikçi ve baskıcı" modeller ortaya çıkmaktadır.

Toplumsal Gerçeklik: "Rejim Elden Gidiyor" Söylemi Neden Karşılık Bulmuyor?

Günümüzde dindar insanların kamusal alanda görünür olması artık bir "tehdit" değil, sosyolojik bir gerçektir. Bildiriler veya sert retorikler bu gerçekliği değiştirmeye yetmiyor. Ancak dindar görünürlüğün artması da devleti dini bir kimliğe büründürme hakkı vermez.

Devlet ne seküler seçkinlerin ne de dindar çoğunluğun ideolojik mülküdür. Devlet sadece hukuktur ve hukuk eşitlik demektir.

Sonuç: Laiklik Kimin İçin Var?

Eğer laiklik sadece belirli bir kesimin yaşam biçimini korumak için varsa, özgürlük ilkesinden uzaklaşır. Gerçek laiklik, tüm yaşam biçimlerinin hukukunu güvence altına aldığı müddetçe meşruiyet kazanır. Cumhuriyetin bir "tapusu" yoktur; demokrasinin özü çoğulluktur.

Netice itibarıyla; laiklik bir korku rejimi veya bir elit nostaljisi değil, herkesin hukukunun teminatı olduğu sürece anlamlıdır.

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.