Unuttuk: Varlık İçinde Yokluk Sınavı

Evlerimiz büyüdü, tavanlarımız yükseldi ama gönüllerimiz daraldı. Eskiden bir tencereye birlikte kaşık salladığımız o bereketli sofralarda şimdi tabak koyacak yer bulamıyoruz; zigonlar, servis sehpaları, çok amaçlı aparatlar kuşattı dört yanımızı. Gardıroplara sığamadık, giysi odaları icat ettik. Buzdolapları yetmedi, derin dondurucularla rızkı hapsettik. Maddenin bolluğu içinde boğulurken, her şeyi veren El-Kerîm’i ve her şeyi kuşatan Er-Rahmân’ı unuttuk.

Haftada birkaç kez alınan çöplerimiz şimdi günde üç kez alınıyor ama yine de taşıyor. Aldığımız gıdanın beşte birini çöpe dökerken, bir yandan da yetmediğinden şikayet ediyoruz. Nimet bollaştıkça kıymeti düştü. Yarının garantisi varmış gibi pervasızca planlar yaparken; bir gün darda kalma korkusuyla evlerimizi küçük birer spotçu dükkanına, zahire ambarına çevirdik. İstifledikçe huzur bulacağımızı sandık; karşılıksız veren El-Vehhâb’ı unuttuk.

Mesafeler Kısaldı, Gönüller Uzaklaştı Mars yolculukları planlıyor, teknolojinin sınırlarını zorluyoruz; ancak kapı komşumuzdan bihaberiz. Ailelerimiz küçüldü, "sıla-i rahim" tozlu raflara kalktı. Mahalledeki yetimden, hastadan, ihtiyaç sahibinden koptuk. Kendimizden bile habersiz, yaratılış gayemizden uzak bir araftayız. Sevginin tek kaynağı olan El-Vedûd’u unuttuk.

Yardım etmeyi bir "lütuf", paylaşmayı "ihsan" sayar olduk; iyiliği Allah için değil, kendimize keramet yüklemek için yapar hale geldik. Selam verirken bile sanki bir bağ bahçe bağışlıyormuşçasına kibirle, ağzımızı yaya yaya verir olduk selamı. Oysa her şeyin gerçek sahibi olan Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm’ı unuttuk.

Diplomalar Çoğaldı, İrfan Azaldı Tıp devleşti, bilim çağ atladı; ancak ruhsal marazlarımız, dertlerimiz ve huzursuzluğumuz katlanarak arttı. Şifayı sadece ilaçtan, devayı sadece maddeden bekler olduk; gerçek şifanın sahibi Eş-Şâfî’yi unuttuk. Diplomalarımız duvarları süslüyor ama hemhal olmak, empati kurmak artık "karaborsa".

Yüksek gelir ve şatafat uğruna edebi taca attık, adabı rafa kaldırdık. Kendimizden aşağıda gördüklerimize caka satarken, yukarıdakilere hasetle bakmayı marifet saydık. Mülkün tek sahibi Mâlikü’l-Mülk’ü unuttuk. Duyguları yaşamak zayıflık, özür dilemek "ahmaklık", teşekkür etmek ise ağır bir yük oldu artık. Yaratanı, El-Hâlık’ı unuttuk.

"Ben" Putunun Köleliği Bilgi her yerde ama bildiğiyle amel eden, ilmini irfanla taçlandıran yok denecek kadar az. Nefsimize ağır gelen her hakikate yeni bir "fetva" uydurduk; her şeyi bilen El-Alîm’i unuttuk. Binlerce "tanıdığımız" var ama bizi anlayan bir dostumuz yok. Emojiler havada uçuşuyor ama içinde ne sevgi var ne de saygı. Herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor. Herkes ahkam kesiyor ama kimse adalete hakim değil; mutlak hüküm sahibi El-Hakem’i unuttuk.

"Para varsa huzur vardır" dedik, maddeyi manaya tercih ettik. "Ben çalıştım, ben kazandım" dedikçe, rızkı veren Er-Rezzâk’ı unuttuk. Dünyaya daldık, nefsin rüzgarına kapıldık. Ölümü hatırlamaz, sağlığa şükretmez, mazlumu gözetmez olduk. "BEN" diye bir efendi edindik kendimize, onun sözünden çıkamaz hale geldik. İnceliğiyle bizi rızıklandıran El-Latîf’i ve her şeyi ayakta tutan El-Kayyûm’u unuttuk.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.