Cem MURAT
Direksiyondaki Jeopolitik: 90 Kilometre ve Hürmüz’ün Gölgesi Her gün direksiyona geçtiğimizde gördüğümüz 90 km/saat hız sınırını sıradan bir "trafik güvenliği" kuralı sanırız.
Her gün direksiyona geçtiğimizde gördüğümüz 90 km/saat hız sınırını sıradan bir "trafik güvenliği" kuralı sanırız. Oysa o tabelanın arkasında bir savaş, bir petrol ambargosu, küresel bir enerji krizi ve fiziğin bükülemez matematiği var. Asfalt üzerinde uyduğumuz bu limit, aslında 1973’te Orta Doğu’da patlayan krizin günümüze bıraktığı en somut miraslardan biri.
Her Şey 1973’te Başladı
1973 Yom Kippur Savaşı’nın ardından Arap üreticilerin Batı’ya uyguladığı ambargo, petrol fiyatlarını bir anda dört katına çıkardı. Petrole göbekten bağlı Batı ekonomileri büyük bir şok yaşayınca, çareyi fiziğin temel kurallarında aradı.
Çünkü bir araç hızlandıkça sadece yol almaz; havayla amansız bir mücadeleye girer. Hava direnci hızın karesiyle artar. Hızı iki katına çıkardığınızda, önünüzdeki havayı yarmak için gereken enerji dört katına fırlatır. Yüksek hızlarda depodaki benzin aracı ilerletmekten çok atmosferi yenmek için harcanır. İşte dönemin motor teknolojisinde 90 kilometre civarı, hız ile tüketim arasındaki o kusursuz "verimlilik noktası"ydı. Böylece jeopolitik bir kriz, doğrudan bir trafik tabelasına dönüştü.
Arabaların Pazar Günleri Dinlendiği Yıllar
Kriz derinleşince ABD, 1974’te Ulusal Azami Hız Yasası'nı çıkararak ülke genelinde sınırı 55 mil (88,5 km/saat) olarak sabitledi; Teksas ve Nevada’nın ucu bucağı görünmeyen yolları bile bu kurala uymak zorunda kaldı. Avrupa’da ise Hollanda, Almanya ve İtalya gibi ülkeler otobanlarda hız sınırını düşürmekle kalmayıp pazar günleri özel araç kullanımını tamamen yasakladı. Bomboş kalan otobanlarda insanlar bisiklete bindi, çocuklarıyla yürüdü. Türkiye de aynı dönemde döviz darboğazı ve akaryakıt sıkıntısı nedeniyle benzer tasarruf tedbirlerini benimsedi.
Dün 1973, Bugün Hürmüz
Peki bu hikâyeyi bugün neden yeniden hatırlıyoruz? Çünkü dünyanın enerji damarları hâlâ aynı dar geçitlerden akıyor. Bunların en kritiği ise küresel petrol ticaretinin dörtte birini ve LNG taşımacılığının devasa kısmını sırtlayan Hürmüz Boğazı.
1973’teki arz şoku ülkeleri hız sınırlarını düşürmeye ve pazarları araçları garajda tutmaya zorlamıştı. Bugün Hürmüz’de yaşanabilecek olası bir tıkanma ise sadece pompadaki benzin fiyatını artırmakla kalmaz; küresel piyasalarda tam anlamıyla bir domino etkisi yaratır.
Piyasaların Yeni Kabusu: Enflasyon ve Faiz
Nitekim bu jeopolitik risklerin somut faturasını piyasalarda görmeye başladık bile. Petrol fiyatlarının sadece iki hafta içinde 75 dolardan 100 doların üzerine fırlaması, ABD tahvil faizlerini yukarı tırmandırıyor.
Sadece birkaç ay önce açıklanan Haziran ayı enflasyon rakamlarının düşüşe geçmesi tıpkı bizde olduğu gibi petroldeki gevşemeye bağlıydı. Ancak bugün petrolün yeniden şahlanması, küresel enflasyon üzerinde devasa bir tehdit. Bu tablo karşısında, piyasaların yıl sonuna dair beklediği faiz indirimi hamleleri artık bir hayalden ibaret; hatta faiz artışına gitmek zorunda kalınmazsa şükredilecek bir noktadayız. Enflasyon kaygıları ve faiz baskısıyla birlikte, enflasyon ve faizle ters orantılı olan altın ve gümüşte de düşüş kaçınılmaz olmuştur.
Direksiyondaki Hatırlatma
Tarih bazen kitaplarda değil, yol kenarındaki levhalarda karşımıza çıkar. Bugün ayağınızı gazdan çekip 90 kilometreye sabitlediğinizde, aslında sadece yakıt tasarrufu yapmıyorsunuz; 50 yıl önceki bir krizin dünya ekonomisine dikte ettiği fizik kuralını uyguluyorsunuz.
Hürmüz’deki gerilim bize tek bir gerçeği gösteriyor: Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, küresel sistem hâlâ vanalara ve dar boğazlara bağımlı. Bir boğaz kapanıyor; petrol, gaz ve paranın akışı yavaşlıyor. Sonra bir gün direksiyon başında farkında olmadan elli yıl önceki bir krizin bıraktığı hız sınırına uyuyoruz. Umalım ki tarih, bu kuralları bize yeni krizlerle yeniden hatırlatmasın.
**Bu 90 km meselesinin aslını bilmiyordum yeni öğrendim. Öğrenince de biraz daha derin bir yazı ile paylaşmak istedim dostlar. Gecemiz hayr olsun.