Tarih, sadece rakamlardan ibaret değildir; tarih, bir milletin hafızasına vurulan mühürlerin hikayesidir.

Yıl 1944: Nuri Demirağ’ın atölyesinde Nu.D.38’in gövdesi parlıyor. İstanbul’dan Ankara’ya 90 dakikada uçan yerli ve milli bir iddia var. Ama o "müesses nizam"ın gardiyanları, "Dışarıdan bedava uçak gelecek" masalıyla o fabrikaların kapısına kilit vuruyor. Türk milletinin istikbali, Yeşilköy’ün hangarlarında çürümeye terk ediliyor.
Yıl 1949: Fulbright Anlaşması imzalanıyor. Müfredatımıza, yani evlatlarımızın zihnine Amerikalıların eli değiyor. Hemen ardından Marshall yardımlarıyla gelen o meşhur "süt tozları" okullarda dağıtılmaya başlanıyor. Kendi aşısını, kendi uçağını, kendi buğdayını üreten o vakur Anadolu insanına şu mesaj veriliyor: "Siz yapamazsınız, siz üretemezsiniz; biz size veririz, siz sadece tüketin ve itaat edin."
Sağlıkta Rockefeller, Sanayide Montaj, Siyasette Vesayet! Aynı yıllarda Rockefeller vakfı sağlık sistemimize sızıyor. Dünyaya aşı ihraç eden Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, "modernleşme" yalanıyla pasifize ediliyor. Kendi ilacını yapan ülke, küresel ilaç kartellerinin sadık bir müşterisine dönüştürülüyor. Kibrit, kağıt ve şeker fabrikaları ise halkın değil, o günkü CHP "arka kapı" ortaklıklarının ikbal kaynağı yapılıyor.
Ve Bugün... Birileri hala o günlerin özlemiyle yanıp tutuşuyor. Silvan Barajı’nın tünellerine "israf" diyenler, İHA’lara "maket" diye çamur atanlar, aslında o "süt tozu" döneminin varisleridir. Onlar halkı hala yönetilmesi gereken birer "ırgat", devleti ise kendi mülkleri sanıyorlar.
Ama bir şeyi unutuyorlar: O mühür artık milletin elinde! Bugün 13 kilometrelik Silvan tünelleriyle dağları delip toprağa bereket akıtan irade, aynı zamanda Gökbey ile, KAAN ile, Kızılelma ile o 1944’te yarım kalan hesabı kapatıyor.
Biz artık Marshall yardımıyla beslenen o "mağdur" ülke değiliz. Biz bugün; süt tozuyla zihni bulandırılmaya çalışılan nesillerin, gökyüzüne çelikten kanatlarla vurduğu milli mührün sahibiyiz.
Mühür bizde, gök bizim, vatan bizimdir!