Abdullah Durmuş BAYSAL

Abdullah Durmuş BAYSAL

Zaman Kavramı Üzerine

İçinde yaşadığımız dünyada insan, üç mekânsal boyutu algılayabiliyor: en, boy ve yükseklik. Fizikte bu üç boyut, dördüncü bir unsurla tamamlanır: zaman. Zaman, sadece saatlerin ilerleyişi değil; varoluşumuzun çerçevesidir.

Cenâb-ı Hak Asr Suresi’nde zamana yemin ederek insanın temel kaybına dikkat çeker:

“Asra (zamana) yemin olsun ki insan mutlaka ziyan içindedir. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”

Bu ayet, zamanın tarafsız bir akış değil; insanı ya yükselten ya da tüketen bir imtihan alanı olduğunu gösterir.

Maddî ve manevî ilerlemenin, medeniyet yarışında ayakta kalmanın yolu zamanı verimli kullanmaktan geçer. Çünkü başarının önündeki en büyük engellerden biri, zaman israfıdır. Kur’an-ı Kerim’de zaman kavramına sıkça dikkat çekilmesi boşuna değildir.

Hac Suresi 47. ayette şöyle buyrulur:

“Rabbinin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.”

Benzer şekilde Secde Suresi 5. ayette de zamanın Allah katındaki farklı ölçüsüne işaret edilir. Bu ayetler, zamanın mutlak değil; nisbî bir kavram olduğunu gösterir.

Bu noktada modern fizik de benzer bir hakikati dile getirir. Einstein’ın izafiyet teorisine göre zaman, hız ve kütleyle ilişkilidir; hız arttıkça zaman yavaşlar. Bu nedenle zaman, herkes için aynı hızda akmaz. Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Fizik, zamanın nasıl işlediğini açıklar; niçin yaratıldığını değil.

Hadis-i Şeriflerde dünya hayatının kısalığı çok çarpıcı benzetmelerle anlatılır:

“Dünya hayatı, bir ağacın altında kısa süre dinlenip yoluna devam eden yolcu gibidir.” (Tirmizî)

Bir başka hadiste ise dünya hayatı, ahiretle kıyaslandığında denize sokulup çıkarılan bir parmak misaliyle ifade edilir. Bu benzetmeler, zamanın uzunluğundan ziyade değerine dikkat çeker.

İnsan geçmişine dönüp baktığında yılları “bir an” gibi hatırlar. Bu, zamanın psikolojik yönüdür. Uykuda görülen birkaç saniyelik rüyanın uzun bir hikâye gibi yaşanması da bunun bir örneğidir. Zaman, algıyla genişler ya da daralır.

Ancak ister hızlı aksın ister yavaş, hakikat değişmez:
“Kişi öldüğü zaman kıyameti kopmuştur.”
Çünkü insan için zaman, ölümle birlikte anlamını yitirir; hesap başlar.

İslam, gayb konusunda sınırı aşmamayı emreder. Zamanın ötesine dair bilgiler, Allah’ın bildirdiği kadarla sınırlıdır.

Bu nedenle mesele “zamanda yolculuk mümkün mü?” sorusundan ziyade şudur:
Bize verilen bu sınırlı zamanı nasıl değerlendireceğiz?

Zâriyât Suresi 56. ayet bu sorunun cevabını net biçimde verir:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

İnsan beden ve ruhtan oluşur. Beden fanidir, ruh ise emanettir. Zaman bedeni eskitir; fakat ruhu olgunlaştırma imkânı sunar. Akıllı insan, zamanla yarışmaz; zamanı anlamlandırır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.