TEBLİĞDE TAVIR VE DAVRANIŞIN ÖNEMİ!

1990’lı yıllarda Berlin’de yaşıyorum ve İslami İlimler Okulunda öğretmenlik yaparken, Ayasofya Camii’nde (İslamische Gemeinde Hagia Ayasofia Mosche) başkan olarak Allah rızasını kazanmaya çalışanlardan birisiyim.

Berlin Alt Moabit Semtinde ikamet etmekteyim. Evime yakın ve yolumun üzerinde Meslek Lisesi var ve otobüs durağı da giriş kapısının önünde bulunmakta. Normalinde oradan otobüse binip Strom Strs’deki camiye gidecektim. Orada İslami İlimlerde derslerine girdiğim ve ailecek tanıdığım kız öğrencilerimden birini başı açık gördüm. Onun için otobüs durağının arkasından sessizce dolanarak geçip gittim. O gün camiye yayan gitmiş oldum.

İslami İlimler Okulu, İslam Federasyon’una bağlı olarak öğleden sonra yani resmi olan Alman okulundan sonra saat 15.00 de derse başlayan özel bir okul ve ders içeriği ise İmam Hatip Ortaokul düzeyinde dersler verilerek çocuklarımızı İslami yönden yetiştirmeye çalışıyoruz. Kızlara 3 ders devamında da erkeklere 3 ders saati ders veriyoruz. Alman öğretmenler ziyaretlerinde bu okulun mutlaka olması gerektiğini ve sayılarının artması lazım olduğunu, buraya gelen öğrencilerin daha ahlaklı olduğunu belirttiler.

Yani resmi olarak gittikleri Alman okulunda olmayan veya eksik olan İslam eğitimi özel olarak, Federasyona bağlı bir şekilde belirli bir ücret karşılığında veriyoruz. Burada çok hanım olan, çok ahlaklı olan bir kızımızın başı tamamen kapılı ve bu kızın başını dışarıda açtığını babası görse veya duysa evde çatışma çıkar.

Benim babasını tanıdığımı, hatta camilerde vaaz ederken babasının cemaat içerisinde bulunduğunu, beni severek dinlediğini birkaç kez anlatmıştı. Bu kızımız daha sonra batı şehirlerinden birine gelin gitmiş ve uzun süre görüşmüştük. Kardeşi Abdullah’ta öğrencimdi.

Ben Pazartesi okulda dersteyim. Bu kızımız yüzüme bakmıyor. Bakışlarını sürekli kaçırıyor. Benim baktığımı anlayınca yüzü kızarıyor. Bu durum üç gün falan sürdü. Üç günün sonunda yani Perşembe günü teneffüste bir arkadaşı ile yanıma geldi. Hocam size bir şey soracağım dedi. Buyur dedim. Cumartesi günü Alt-Moabit semtinde, otobüs durağında beni başı açık olarak gördün mü? dedi.

Evet gördüm. Ne olacak ki dedim. Neden üç gündür bir şey demiyorsun? Ben çok zor durumda kaldım Ya babam duyarsa diye sürekli ağladım. Kardeşime de bir şey dememişsin, babama da söylememişsin? Ama ben senin görmenden dolayı çok utanıyorum? Senden de ayrıca çok çok özür dilerim, beni affet bir daha görmezsin dedi.

Ben de olacak o kadar, ayrıca benim görmemin bir önemi yok. Sen inançlı bir kızsın. Allah görüyor diye hiç üzüldün mü? O’nun huzurunda hiç yüzün kızardı mı? dedim. O daha da utandı ve yüzüme bakamıyordu? Okulda hiç başı örtülü kız çocuğu yok. Ben başörtülü olarak derse dahi giremiyorum. Başım örtülü olursa bahçede dahi yanıma kimse gelmez ve konuşacak dahi bir arkadaş bulamam. İşte bunun için başımı açıyorum. Babamın bu durumdan haberi de yok dedi.

Allah’ın seni affetmesini istiyor musun diye sordum? Hemen yüzü güldü ve ne yapmalıyım hocam dedi. Ben ona o anda çok güvendim ve dedim ki o okul bahçesine beş dakikalığına başörtülü kapıdan gireceksin ve bahçede öğrencilerin içinde sadece beş dakika duracaksın sonra açabilirsin dedim.

Biraz düşündü ve tamam bu olur ben bunu yapabilirim dedi.

Aradan üç dört hafta geçti ve tekrar tenefüste yanıma geldi. Hocam birkaç dakika konuşalım dedi. Buyur kızım dedim. Biliyor musun ben o beş dakikayı denedim. Başörtülü okula girdim. Bahçede oturdum. Sonra bir daha başımı açmadın ve derslere de başörtülü girmeye başladım. Benim gibi başını açan dört beş kız daha varmış. Onlarda benden cesaret aldılar ve örttüler. Onlarda bahçede ve derslerde başlarını açmıyorlar. Bahçede hep beraber dolaşıyoruz ve bu bize ayrıca büyük bir dayanışma ruhu ve cesaret veriyor dedi.

Lafı gediğine koyma zamanı gelmişti. Bak evladım! Allah senin tövbeni kabul etmiş ve seni bu yolla yani başkalarının başını örttürmekle de mükafatlandırmıştır. Ayrıca onların hem baş örtmelerinden dolayı hem de İslami mücadelelerinden dolayı sana ecir ve sevap veriliyor dedim. Bunları duyunca yüzü güldü ve hocam sağ olun. Babam duysa idi okuldan alırdı. Sizin bu davranışınızı ömür boyu unutmayacağım ve hep örnek alacığım dedi. Şimdilerde dua eder mi onu bilmiyorum. Bildiğim bir şey vardı. Çok mücadeleci ve dava için var gücü ile çalışan mücahide bir bayandı. Çoluk çoçuğa karışmasına rağmen davasından taviz vermeyen, hem ailesine hem de davasına katkıda bulunabilmek için çok gayret eden bir mücahide olmuştu. Allah razı olsun. Babası mı uzun süre görüşüp konuştuğum Kreuzberg’te bulunan

Mevlanacamiinde Yakup Hoca cemaatindendi. Allah hepsinden razı olsun. O günlerde teşkilat için yediden yetmişe Eğitim Programı hazırlarken bu konuyu anlattım ve bunun dikkate alınmasını istemiştim. Ayrıca bu konuyu Milli Gazete Avrupa baskılarında da yayınlamıştık.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.