TARİHİN CİNSİYET RÖNTGENİ



Antik Çağdan Günümüze Kadının Hukuki ve Sosyal Anatomisi

İnsanlık tarihi, yalnızca savaşların değil; kadının "insan" sayılıp sayılmama mücadelesinin de tarihidir. Bu yazı, medeniyetlerin "ilerleme" maskesini düşüren bir ders ve bir nasihat olarak önümüzde durmaktadır: kadın çağdan çağa nasıl tanımlandı; hangi hukuk onu korudu, hangi hukuk onu yokluğa mahkûm etti?

I. İslâm Öncesi Toplumlarda Kadın

Kadim medeniyetlerin büyük çoğunluğunda kadın, hukuki bir özne değil; alınıp satılan bir eşyaydı. Konfüçyanizm'de kız çocuğu doğduğunda baba onu çarşıya götürür, müşteri bulamazsa yolculara hediye ederdi. Boşanmak isteyen kadın boğulurdu; eşinin ölümü üzerine ise kendini yakması beklenirdi.

Roma'da baba, kız çocuğu üzerinde doğumdan ölümüne dek öldürme ve satma yetkisine sahipti. Aristo karı-koca ilişkisini "efendi-köle" olarak tanımladı; Romalı kadın hayvandan aşağı görüldü, et yemesi bile yasaklandı.

Yahudilikte kadın, Hz. Havva'nın günahından ötürü kıyamete kadar lanetliydi; mirastan mahrum, Tevrat emirlerinin muhatabı bile değildi. Hristiyanlıkta ise M.S. 5. yüzyılda toplanan kilise konseyleri "kadının ruhu olup olmadığını" tartıştı. Aziz Bonaventura'nın sözleri bu zihniyeti özetler: "Bir kadın gördüğünüzde şeytanın ta kendisini görüyorsunuz."

İslam öncesi Arap toplumunda kız çocuğu uğursuzluk sayılır; çukura gömmek, dağdan atmak, boğmak gibi yöntemlerle öldürülürdü. Kur'an bu vahşeti belgeler: "Onlardan birine bir kız çocuğu müjdelendiğinde öfkesinden yüzü simsiyah kesilir..." (Nahl Suresi).

II. İslâm'ın Kadına Bakışı: Ontolojik Bir Devrim

İslam, tüm bu yapıları köklü biçimde dönüştürdü. Kadın ve erkeği insan olarak eşit mükellef kıldı; namaz, oruç, zekât ve hacda kadın-erkek ayrımı yapmadı. Kur'an onları birbirinin elbisesi olarak tanımlar (Bakara 2/187).

İslam; mülkiyet hakkını kadınlara verdi. Kadın velisinden bağımsız mülk edinebilir, miras alabilirdi. Batı kadınının bu haklara ancak 1882'de kavuşabildiği düşünüldüğünde, İslam'ın 1200 yıl önce gerçekleştirdiği bu devrimin büyüklüğü daha net ortaya çıkar.

Veda Hutbesi bu çerçevede bir kadın hakları beyannamesidir: karı-kocanın birbirlerine karşı hakları tescil edilmiş, cahiliye uygulamalarına kesin olarak son verilmiştir.

III. Türk Töresi ve Osmanlı Adaleti: Tarihin Hakikat Kalesi

Eski Türk kültüründe kadın saygın bir konumdaydı: erkeklerle birlikte savaşa katılır, hükümdar seferdeyken eşi vekâleten tahta geçerdi. Bu gelenek, İslamiyet'in kabulüyle birlikte hukuki güvencelerle pekişti.

Arşivin Şahitliği: Osmanlı Şer'iyye Sicilleri

Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri'ndeki milyonlarca belge, Osmanlı kadınının hukuki varlığını somut biçimde ortaya koyar. 1535'te bir evlilik sözleşmesine "eşini bir aydan fazla terk eden koca boşanmış sayılır" maddesi konulmuştu. 1657'de rızası dışında evlenmeye zorlanan Raziye Hanım, kadı kararıyla korundu. 1856'da kadına şiddet uygulayan şahıslar hakkında devlet tahkikat başlattı.

17-18. yüzyıl kayıtları, kadınların erkeklere açtığı davaların yüzde yetmişini kazandığını göstermektedir. Ankara sicillerindeki 151 vakıftan 43'ü, İstanbul'daki 2.517 vakıftan 913'ü kadınlara aitti. Osmanlı kadını, ekonomik bir güç merkeziydi.

Batılı Bir Tanığın İfadesi

"Türk kadını, bir eş ve bir anne olarak Avrupalı kız kardeşlerinden hiçbir şekilde aşağı kalmaz. Hiçbir erkek bir kadına el kaldırmaz. Hatta bir bakıma Türk kadını Avrupalı kadından daha hürdür; asla bizdeki kadınları her köşede bekleyen tacizlere maruz kalmaz." — Edmondo De Amicis, İtalyan romancı ve seyyah

IV. Batı'nın Karanlık Mahzeni

1882'ye kadar İngiliz kadınının mahkemeye başvurma, mülk edinme ya da kendini temsil hakkı yoktu. Boşanmanın imkânsız olduğu dönemde koca, karısını hayvan pazarına götürüp satabiliyordu. 18. yüzyılın sonunda eşinden boşanan Lady Crazy, 7 çocuğunu da eşinde bırakmak zorunda kaldı; Osmanlı'da ise aynı dönemde mahkemeler, ebeveynlerin çocuklara iyi bakıp bakmadığını iki yılda bir denetliyordu.

15-17. yüzyıllar arasında Avrupa'da binlerce kadın "cadı" etiketi yapıştırılarak yakıldı. Bu bir hurafe değil; mülk sahibi, bilge ya da sisteme aykırı kadınların servetine el koymak için tasarlanmış sistematik bir operasyondu. Avrupa "Rönesans" diye övünürken, arka sokaklarda bu katliam alevleniyordu.

V. Sonuç: Tarih Bir Ders Olarak Önümüzde

Bugün "fırsat eşitliği" adı altında kadını erkekleştirmeye çalışan modern sistem, aslında onu koruyan kadim kaleyi — aileyi — yıkmaktadır. Osmanlı'da cerrahlık ve eczacılık bilen, vakıf kuran, mahkemede hakkını arayan kadın; bugün kariyer baskısı, güzellik standartları ve aileden uzaklaştırılarak yalnızlık arasında sıkışmış; sistemin en sadık ama en mutsuz tüketicisine dönüştürülmüştür.

Batı'nın 1882'de ulaşabildiği haklara İslam medeniyeti 1200 yıl önce ulaşmıştı. Bu bir romantizm değil; sicillere kayıtlı, yaşanmış tarihin cümlesidir. Tarih bize şunu öğretiyor: kadını koruyan ve ona hak veren medeniyetler ayakta kaldı. Bu dersi unutmak, en büyük ihmaldir.

***Çeşitli akademik kaynaklardan tarafımca derlenerek hazırlanmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.