Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Sosyal diyalog mimarisi Devlet–işveren–çalışan masası

Ekonomi yönetiminde en çok ihmal edilen alanlardan biri, tarafların aynı masaya hangi yetkiyle ve hangi ahlakla oturduğudur. Devlet, işveren ve çalışan arasındaki ilişki çoğu zaman kriz anlarında hatırlanan geçici bir temas alanına indirgenir. Oysa kalıcı istikrar, olağanüstü zamanlarda değil; olağan zamanlarda kurulan müzakere düzeniyle inşa edilir. Sosyal diyalog, bir iyi niyet çağrısı değil; kurumsal bir mimaridir.

Nordik model olarak anılan yapıların ayırt edici özelliği, yüksek kapsayıcılık ve yüksek toplu pazarlık kapsamıdır. Bu ülkelerde iş gücünün çok büyük bir kısmı toplu sözleşme şemsiyesi altındadır. Ancak bu durum, devletin her şeye müdahil olduğu bir merkeziyetçilik üretmez. Tam tersine devlet, masanın kurucusu ve çerçeveleyicisidir; tarafların yerine konuşmaz, tarafların konuşabileceği zemini kurar. Bu zemin, müzakereyi bir kriz aracı olmaktan çıkarıp, sürekli işleyen bir kurumsal refleks hâline getirir.

Bu sistemin temelinde “İyi endüstri ilişkileri” dediğimiz kavram yer alır. İyi endüstri ilişkileri, çatışmanın yokluğu değil; çatışmanın yönetilebilir olmasıdır. İşveren kârlılık baskısını, çalışan gelir güvencesini, devlet ise makro dengeyi gözetir. Bu üç hedef birbiriyle çatışmak zorunda değildir. Çatışma kaçınılmaz olduğunda ise çözüm sokakta ya da medya başlıklarında değil; önceden tanımlanmış masada aranır. Bu da ekonomide belirsizlik maliyetini düşürür.

Türkiye açısından mesele, bu modeli birebir kopyalamak değil; tercüme etmektir. Türkiye’de sosyal diyalog çoğu zaman sembolik toplantılarla sınırlı kalır. Taraflar masaya eşit bilgiyle, eşit temsil gücüyle ve eşit sorumluluk bilinciyle oturmaz. Bu durumda masa, müzakere üretmez; “Fotoğraf” üretir. Oysa kurumsal sosyal diyalog, takvimi olan, gündemi önceden belirlenmiş ve çıktıları ölçülebilir bir yapı gerektirir.

Devletin bu mimarideki rolü kritik ama sınırlıdır. Devlet, ücret belirleyen ya da taraflardan birinin sözcülüğünü yapan aktör değildir. Devletin görevi; veriyi sağlamak, dengeyi gözetmek, kuralları işletmek ve mutabakatın arkasında durmaktır. Hakemlik, karar vermek değil; oyunun kurallarını korumaktır. Bu rol netleşmediğinde devlet, taraflardan biri gibi algılanır ve güven kaybı doğar.

İşveren açısından sosyal diyalog, yalnızca maliyet yönetimi değildir. Uzun vadeli yatırım, nitelikli istihdam ve verimlilik artışı; öngörülebilir bir ücret ve çalışma düzeniyle mümkündür. Çalışan açısından ise sosyal diyalog, sadece ücret artışı talebi değildir. Beceri, performans ve verimlilikle desteklenmeyen talepler, sürdürülebilir olmaz. Masanın anlamı, her iki tarafın da kendi sorumluluğunu kabul etmesiyle ortaya çıkar.

Bu mimarinin en önemli kazanımı, ücret–verimlilik–enflasyon dengesinin tek başına para politikasına yüklenmemesidir. Sosyal diyalog masası çalıştığında, enflasyonla mücadele sadece faiz kararlarına bırakılmaz. Ücret ayarlamaları, verimlilik hedefleri ve rekabet koşulları birlikte ele alınır. Böylece ekonomi, tek bir kuruma değil; paylaştırılmış bir sorumluluk düzenine yaslanır.

Sosyal diyalog, güvenin kurumsallaşmış hâlidir. Taraflar birbirine güvenmek zorunda oldukları için değil; aynı masanın sürekli üyeleri oldukları için rasyonel davranırlar. Bu süreklilik sağlandığında disiplin, baskı yoluyla değil; alışkanlık yoluyla yerleşir. Müzakere kültürü, bağırarak değil; konuşarak çözme yeteneğidir.

Kural temelli devlet, merkez bankası–hazine rol ayrımı ve sözleşme düzeni ancak bu masa işler hâle geldiğinde anlam kazanır. Sosyal diyalog yoksa ekonomi, ya tek taraflı kararlarla ya da kriz refleksleriyle yönetilir. Oysa istikrar, masanın sürekli kurulabildiği ülkelerde kalıcı olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.