Son yüzyılda Batıdan esen sert rüzgârlar ve kasırgalardan söz ediliyor. Küfür, şirk, zulüm, zina, haksız yere cana kıyma gibi isyanların oluşturduğu bir manevi fırtına bu.
Elbette bu bir meteoroloji raporu değil. Bu, bir mecaz, bir uyarı, bir hatırlatma. Tarih boyunca toplumlar; ahlaki çürümenin, adaletsizliğin ve merhametsizliğin bedelini kimi zaman savaşla, kimi zaman huzursuzlukla, kimi zaman da içten içe çöküşle ödemedi mi? Bugün yaşananları sadece ekonomi, siyaset ya da teknolojiyle açıklamak yetmiyor. Çünkü asıl yıkım, betonlarda değil; insanın iç dünyasında başlıyor.
Eğer bulunduğun yer günahla normalleşmişse, zulüm sıradanlaşmışsa, haram hayat tarzı hâline gelmişse; orada kalmak seni yorar ve eksiltir. Böyle bir ortamdan uzaklaşmak, bir kaçış değil; bilinçli bir tercihtir.
Peki nereye?
Allah’ı anmanın, O’nu merkeze almanın, hayatı O’nun rızasıyla yeniden düzenlemenin kalelerine…
Manevi ikazı duyan için yapılacak şey zor değil ama ciddidir:
Yerini gözden geçirmek,
Yönünü düzeltmek,
Ve güvenli kalelere doğru yürümek…