Siyaset kulislerinde bugünlerde rüzgâr bir hayli sert esiyor. Ancak bu sertlik, ülke meselelerine dair çözüm önerilerinden değil; daha çok "koltuğu nasıl koruruz" ve "geçmişin izlerini nasıl sileriz" telaşından kaynaklanıyor. Geçtiğimiz günlerde şahit olduğumuz (veya hayal ettiğimiz) o absürt toplantı, aslında modern siyasetin içine düştüğü trajikomik durumu özetler nitelikte.
Dil Kavgasından "Beka" Meselesine
Toplantı salonunda henüz ilk cümleler kurulurken başlayan "Arapça kelime" tartışması, asıl meselelerin üzerini örtmek için kullanılan o meşhur şallardan biri. "Harf İnkılabı" diyerek birbirine yüklenenlerin, asıl gündem olan "yeni parti" ihtiyacını sorgulaması ise tam bir ironi.
Peki, neden yeni bir parti? Mevcut yapı yetmiyor mu? Cevap, siyasetin o karanlık dehlizlerinde saklı: Hukuki dokunulmazlık zırhı. 38. Kurultay’ın gölgesinde kalanlar, "mutlak butlan" tehlikesiyle karşı karşıya kalınca çareyi yeni bir tabela asmakta buluyor.
"İsim Önerileri" ve Gerçek Yüzler
Yeni kurulacak partinin ismi için ortaya atılan fikirler, aslında birer itirafname gibi:
-
Kimi "Ulu Önder" isminin arkasına saklanıp dokunulmazlık peşinde,
-
Kimi "Heykel ve Konser" belediyeciliğinin finansal boyutunu tescilleme niyetinde,
-
Kimi ise "Para Kuleleri" ve "Özel Odalı Jetler" üzerinden vizyon çizme gayretinde.
Mizahi bir dille genel başkanın son noktayı koyduğu o isim önerisi; "Çok Çemkiren Uçkuru Düşük Hırhızlar Partisi", aslında halk nezdinde oluşan o negatif algının sert bir dışavurumu.
Valizler Hazır, Hedef Avrupa mı?
Siyasetin yerli ve milli olması beklenirken; yatırım rotalarının Londra veya Avusturya olarak belirlenmesi, "özel oda" konforundan ödün verilmemesi ve "jammer" tedbirleriyle yol yürüme isteği, samimiyet testinden geçemeyen bir tablonun parçaları.
Sonuç olarak; tabelalar değişse de, zihniyet aynı kaldığı sürece halkın adaleti şaşmayacaktır. Siyaset, bir kaçış rotası değil, bir hizmet makamı olmalıdır. Aksi takdirde, en yüksekten zıplayan çekirgelerin bile bir gün "tavaya düşmesi" kaçınılmazdır.