Türk siyasetinin nezaket ve dik duruş sembollerinden biriydi Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu. Onu sadece fikirleriyle değil, Anadolu insanının ferasetini yansıtan o meşhur fıkralarıyla da hatırlarız. Bugün, onun vefatının ardından bıraktığı o derin boşlukta, kulaklarımızda çınlayan ve bizi hem güldüren hem de derin derin düşündüren bir hikayeyi tekrar masaya yatıralım.
Köyün Fakir Delikanlısı ve Bitmeyen Tercihler
Hikaye malum; köyün hali vakti yerinde ileri geleni yola koyulur. Önce karşısına yiğit ama fakir bir delikanlı çıkar. Gözü ağanın kızındadır, "İster misin?" der. İleri gelen "Olur" der. Sonra karşısına varlıklı bir gencin babası çıkar, o da taliptir. Ona da "Olur" der.
Ağanın huzuruna çıktığında ise teklifini öyle bir sunar ki, aslında hayatın ve siyasetin tüm denklemini şu üç cümleye sığdırır:
-
Ahiret saadeti için: O fakir ama yiğit delikanlıyı seç.
-
Dünya saadeti için: O varlıklı ve imkanlı genci seç.
-
Hem dünya hem ahiret için: Beni seç!
Ağa Kızını Kime Verecek?
Bu fıkra, Muhsin Başkan’ın sadece bir mizah anlayışı değil, aynı zamanda halkın tercihlerini nasıl okuduğunun da bir kanıtıydı. Çoğu zaman "ideal olanı" takdir eder, "güçlü olanı" arzularız; ancak iş karar vermeye geldiğinde hep "garantici" olanı seçeriz.
Siyasette de durum farklı mı? Millet, yiğitliğine ve dürüstlüğüne kefil olduğu liderleri baş tacı eder ama sıra "dünya saadetine" gelince kantarın topuzu çoğu zaman menfaatten yana kayar. Muhsin Başkan, bu nükteyi anlatırken aslında topluma bir ayna tutuyordu: Biz gerçekten neyi istiyoruz?
Muhsin Yazıcıoğlu'nun Mirası: "Bize" Kalanlar
Bugün o ağanın yerinde bizler varız. Önümüzde her gün yeni tercihler, yeni yol ayrımları duruyor. Rahmetli Yazıcıoğlu’nun o vakur duruşu, aslında bizlere "üçüncü bir yolun" mümkün olduğunu, şahsi menfaatlerin ötesinde bir davanın da var olabileceğini hatırlatıyordu.
Ruhu şad, mekanı cennet olsun. O, fıkrasındaki gibi "kızı kendine isteyen" siyasetçilerden değil; ahiretini dünyasına değişmeyen o "yiğit delikanlı" olarak hafızalarımızda kalacak.