MÜSLÜMAN HADDİ AŞMAZ AMMA HADDİ AŞMASI İÇİN TAHRİK EDİLİRLER!

Türkiye’de nüfusun yüzde 40’a yakını gayrimüslim olunca ve bu ülkeyi Müslümanlar canları ve kanlarıyla sulayarak fetih ettikleri halde, ağır saldırı altında kalmaktalar ve her söyledikleri İslami anlatıma ya karşı çıkılmakta veyahut bunlar da çok oluyorlar, çekip gitsinler gibi psikolojik baskı altına alınıyorlar. Bu konuda “haddi aşanlar” acaba Müslümanlar mı diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Adam ben artistim her türlü günahı işlerim, ben özgürüm, cahiliye dönemi gibi yaşarım, bu benim hakkım amma Müslümanlar, kendi ibadetleri olduğu halde Kurban bayramında dahi kurbanlarını bu ülkede kesmemeliler, bu hayvan katliamıdır diyecek kadar da hadizleşiyorlar, hatta “selamün aleyküm” veyahut “ Allah rahmet eylesin” dualarına dahi tahammül edemeyip, günaydın/ tünaydın, ışıklar içinde uyu” denmesini istemek için ellerinde ki sosyal medyayı çok iyi kullanmaya çalışıyorlar. Kendilerinin yedikleri bonfileler babalarının tarlalarında bitiyor herhalde, ışıklar tarikatı bir Yahudi tarikatıdır, Siyonist Fetöşistler de ışık evleri açmışlardı. Kendilerince kendilerini topluma yön veren olarak gören sanatçı bozuntuları ve yine kendilerinin özgür olduğunu iddia ederek, uyuşturucu, alkol ve fuhuş batağında sürüklendikleri halde, mahkeme kapılarından ayrılmadıkları halde Müslümanları suçlama ve kötülemek için her fırsatı değerlendiriyorlar.

O zaman “haddi aşmak” ne demek? Bunu açıklayarak konumuza bir genişlik getirelim. Arapça olan bu deyimi kullanırlarken, Arapça düşmanı olmuyorlar, başörtüsü ve oruç ve namaza gelince bunlarda haddi aşıyorlar, çok oluyorlar diyorlar.

“Had” kelimesi (çoğulu hudûd) sözlükte masdar olarak ‘engel olmak, iki şeyin birbirine karışmasını önleyen şey, bir nesnenin uç ve kenar kısmı, sınır, tanım’ gibi anlamlara gelir. Türkiye Diyanet Vakfı’nın yayınladığı İslâm Ansiklopedisi’nde, Eski Diyânet İşleri başkanı Ali Bardakoğlu tarafından yazılmış olan “had” maddesi bu cümleyle başlıyor. Hudud ise bu kelimenin çoğulu. Artık çok fazla kullanılmasa da pek fala yabancımız değil. Haddin çoğulu olarak hudud, daha çok ülke sınırlarını ifâde etmek istediğimiz zaman kullanıma soktuğumuz bir kelime. Kelimeyi “haddini bilmek” deyiminde daha sık kullanıyoruz. Kızdığımız birine veya hoşumuza gitmeyen bir davranışa karşı haddini aşma veya haddini bil şeklinde müdahale ediyoruz. Bir kişinin neyi yapabilip neyi yapamayacağını, bu anlamda davranışlarının sınırını bilmesi anlamında ve bu manayı kuvvetlendirmek istediğimizde de, tekil veya çoğul hangisi denk gelirse kullanılabiliyor. “Haddini, hududunu bil!”

Bell ki, “had, hudud” ülke sınırları söz konusu olduğunda, yerküre (arz) üzerinde işâretlenmesi mümkün, bu anlamda maddi karşılığı olan bir terim. Nitekim, ülkeler arasındaki sınırları gösteren tabelâlar olduğu gibi bazı hudud bölgelerinde duvarlar inşâ ediliyor, teller çekiliyor bazen bir mahalle bu tellerle oradan ikiye ayrılıyor ve öbür taraftaki yer başka bir ülkede kalıyor ve onlarda “haddi aşamıyorlar”.

Bütün bunlara karşılık, bir kimsenin davranışlarının sınırı dediğimizde, böyle maddi olarak işâretlenebilir ve dolayısıyla görece kesin bir biçimde belirlenebilir bir eylemden söz etmiyoruz. Gelenekler, eski tâbirle “âdâb-ı muşaret” veya “görgü, ahlâk, din veyâ hukuk kurallarına göre, kişilerin davranışlarının sınırları çizilebiliyor.

Gelenek, ahlak ve din ile hukuk arasındaki farkı ise şöyledir: Gerçek kişiler, yâni insanlar, giyim, kuşamlarını, oturup kalkmak, yürümek, yemek yemek gibi beden hareketlerini, selâmlaşmadan tokalaşmaya, musafaha yapmaya, “sen/siz” zamirini uygun kullanmaktan tutun da çeşitli hitap şekillerine, hattâ sarılma (musafaha), kucaklaşma, öpüşme gibi eylemleri kiminle nasıl yapabilip nasıl yapamayacaklarına dek uzanan bir dizi davranışı bu kurallara göre gerçekleştiriyorlar.

Gerçek kişilerin çoğunlukla gelenek, görgü, ahlâk ve din kurallarınca düzenlediği kabûl edilen bu “sosyal” davranışlarının yanında, diğer davranışlarının “hududu” hukuk kurallarınca çiziliyor. Davranışlarının sınırlarının hukuk tarafından çizilmesi, yasaklama, mecbur etme ve izin verme biçimlerinde karşımıza çıkıyor. Kısaca hukuk kuralları, insanların neleri yapamayacağını belirleyebildiği gibi, örneğin kırmızı ışıkta durmak mecburiyeti gibi neler yapmaları gerektiğini veya örneğin şoförlerin otoyolda asgari 40 azami 140 km hızla seyredebilecekleri gibi, neleri hangi sınırlar içinde yapabileceklerini belirliyor.

Bugünkü 1982 Anayasası’na ve teşkilât kanuna göre de Diyaânet, “lâiklik ilkesi” ne uygun olarak görev yapmakla yükümlüdür ve hiçbir siyasi ideolojiye angaje olmayacağı gibi, toplumsal bütünleşmeyi ve dayanışmayı sağlamak ve korumakla yükümlendirilmiş olduğu için ayrıştırıcı hareketlerde de bulunamaz. Buna uygun olarak, Diyânet’in görevi, kendi kanununda, “İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek,” biçiminde tanımlanmıştır. Hal böyle olunca son yıllarda diyanetin alanına girmeye ve onlara yön vermeye, had bildirmeye çalışan pek çok sanatçı ve siyasi gözlemlenmektedir. Bu gruba girenler, Arapça bilmez, fetva bilmez, namaz kılmaz, oruç tutmaz, hutbe dinlemez, içki içer, uyuşturucu kullanır, fuhuş yapar, metresleri olur, zinayı haram görmez, faizi haram saymaz, diyanete had bildirmeye kalkar. Bırakın da diyanet kendi başına da işine baksın. Diyanet kanunlar nezdinde kendi işini yapsın sizlerde kendi işinizi yapın. Zira bu ülke baş örtülüler, hafızlar, cami cemaatleri tarafından fetih edildi ve bunlar dinleri, inançları, ahlakları, arları ve namusları uğruna bu ülke topraklarını kanları ile suladılar. Şimdilerde İslâm’a saldıranlar, kendilerini bu vatanın sahibi olarak görüyorlar ve Müslümanları ülkeden kovmak için, ahlaklarını bozmak için var güçleri ile çalışıyorlar. Bu tuzağa Müslümanlar çok dikkat etmelidirler.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.