İran Kuşatma Altındayken Sessizlik Kabul Edilemez!
ABD, İsrail ve bazı Avrupa devletlerinin açık ya da örtülü desteğiyle İran; karadan, denizden ve havadan çok yönlü bir kuşatma ve tehdit altında tutulmaktadır. Günlerdir ABD’nin İran’ın çevresine askeri yığınak yapması, bölgeyi adeta bir savaş atmosferine sürüklemektedir.
Böylesi bir tablo karşısında İran’ın sessiz kalması ne stratejik akılla ne de devlet ciddiyetiyle bağdaşır. Uluslararası hukukun açık ihlali anlamına gelen bu kuşatma girişimi karşısında suskunluk, yalnızca saldırganlığı cesaretlendirir.
Bölgede barış isteniyorsa tehdit dili değil, diplomasi konuşmalıdır. Ancak bir devletin güvenliğini doğrudan hedef alan askeri tahkimata karşı tepkisiz kalması beklenemez. Bu durum, sadece İran’ı değil, tüm bölgeyi ateşe atabilecek bir gerilim hattı oluşturmaktadır.
Hiçbir ülke, çevresi sarılırken, askeri baskı altına alınırken bunu görmezden gelemez. Tarih göstermiştir ki; kuşatmalara karşı sessizlik, daha büyük krizlerin habercisidir.
Bir devlet, eğer varlığını doğrudan tehdit eden bir kuşatma altındaysa ve elinde caydırıcı güç bulunduğu halde bunu kullanmıyorsa, bu durum ciddi bir stratejik zafiyet olarak değerlendirilir.
Eğer İran’ın gerçekten nükleer bir kapasitesi varsa ve buna rağmen açık askeri baskı karşısında hiçbir caydırıcı adım atmıyorsa, bu yalnızca askeri değil, siyasi bir irade sorununa işaret eder.
Caydırıcılık, sahip olmakla değil; gerektiğinde kararlılık göstermekle anlam kazanır. Aksi halde en güçlü silah bile yalnızca bir propaganda unsuruna dönüşür.
Devlet aklı; tehdidi doğru okumayı, zamanında pozisyon almayı ve ulusal güvenliği tereddütsüz savunmayı gerektirir. Kuşatma karşısında edilgen kalmak ise tarih boyunca ağır bedeller doğurmuştur.
28.02.2026 Özkan ORUN