Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

İktidarın ontolojik yalnızlığı

İktidar, çoğu zaman kalabalıklarla birlikte anılır. Meydanlar, rakamlar, destek oranları ve alkışlar bu algıyı besler. Oysa iktidarın gerçek yüzü, kalabalıkların ortasında değil; karar anlarının sessizliğinde ortaya çıkar. İktidar, bu anlamda, derin bir yalnızlık tecrübesidir. Çünkü nihai karar, her zaman tek bir bilincin omuzlarına yüklenir.

Bu yalnızlık psikolojik bir hâl olmaktan çok, ontolojik bir durumdur. İktidar sahibi, verdiği her kararla başkalarının hayatına dokunduğunu bilir. Bu bilginin ağırlığı, paylaşıldıkça hafiflemez. Aksine, yetki arttıkça yalnızlık derinleşir. Çünkü iktidar, sorumluluğu devredilemeyen bir merkez üretir. Merkezde olmak, kaçınılmaz olarak yalnız kalmaktır.

Felsefe tarihinde iktidar ve yalnızlık arasındaki bu bağ sıkça işlenmiştir. Platon’un filozof-kral tasavvurunda bile, bilgeliğin bedeli bir tür tecrittir. Heidegger’in varoluş analizlerinde ise karar, insanı kalabalıktan koparan bir eylem olarak düşünülür. Karar anı, insanı “Herkes”ten ayırır. İktidar da, sürekli karar hâlinde olmayı gerektirdiği için, insanı kaçınılmaz biçimde yalnızlaştırır.

Modern siyaset, bu yalnızlığı görünmez kılmaya çalışır. Danışmanlar, kurullar, teknik raporlar ve istatistikler bu işlevi görür. Ancak bütün bu yapılar, sorumluluğu dağıtmaz; yalnızca geciktirir. Son imza, son söz ve son yük yine aynı yere döner. İktidarın ontolojik yalnızlığı tam da burada başlar, kimsenin gerçekten paylaşamadığı bir ağırlıkta.

Bu yalnızlık, ahlâk açısından da belirleyici bir sınavdır. Yalnız kalan iktidar, iki yola sapabilir; ya bu yalnızlığı bilincin derinleşmesi için bir imkâna dönüştürür ya da onu bastırmak için gücü bir siper olarak kullanır. Birincisi iç muhasebeyi, ikincisi ise sertleşmeyi doğurur. Tarih, ikinci yolu seçen iktidarların sayısının daha fazla olduğunu gösterir.

Erdoğan’ın uzun süreli iktidarı, bu yalnızlık meselesini daha da görünür kılar. Uzun iktidar, yalnızlığı azaltmaz; derinleştirir. Çünkü zaman geçtikçe etraf daralır, sözler seçilir, itirazlar seyrekleşir. Bu noktada iktidarın yalnızlığı, fiziksel değil; düşünsel bir yalnızlığa dönüşür. En büyük risk de burada başlar; yalnızlığın fark edilmemesi.

Ontolojik yalnızlık, eğer bilinçle taşınmazsa, iktidarı kendi içine kapatır. Kendi sesini çoğaltan ama başkasının sesini duyamayan bir yapı ortaya çıkar. Bu yapı, zamanla eleştiriyi tehdit, uyarıyı zayıflık, tereddüdü ise ihanet olarak okumaya başlar. Böyle bir iklimde ahlâk, yol gösterici olmaktan çıkar; savunma aracına dönüşür.

Oysa yalnızlık, doğru taşındığında ahlâkî bir imkân da barındırır. Yalnız kalan iktidar, alkıştan uzaklaştıkça vicdanın sesini daha berrak duyabilir. Kalabalıkların coşkusu, çoğu zaman gerçeği örter. Sessizlik ise gerçeği çıplak bırakır. Bu yüzden ontolojik yalnızlık, iktidar için bir tehlike olduğu kadar, bir arınma alanı da olabilir.

Sadakat, bu noktada yeniden anlam kazanır. Yalnızlığı çoğaltan bir sadakat, iktidarı korur ama çürütür. Yalnızlığı paylaşan bir sadakat ise iktidarı zorlar ama diri tutar. Gerçek sadakat, iktidarın her sözünü çoğaltmak değil; gerektiğinde sessizliği delmeyi göze alabilmektir. Çünkü iktidar, en çok sessizlik içinde yanlış yapar.

Bugün Erdoğan tercihini ahlâkî bir zeminde tartışılabilir kılan hususlardan biri de, bu yalnızlığın henüz bütünüyle inkâr edilmemiş olmasıdır. Yalnızlığın kabulü, iktidarın kendini sınırlayabilme ihtimalini canlı tutar. Bu ihtimal zayıfladığında, iktidar güçlü kalabilir; fakat derinliğini yitirir.

Sonuçta iktidar, kalabalıkların üzerinde yükselen bir kudret değil; yalnızlığın içinde taşınan bir yüktür. Bu yük, ahlâkla taşındığında insanî bir anlam kazanır. Aksi hâlde yalnızlık, iktidarı olgunlaştırmaz; sertleştirir. Sertleşen iktidar ise, eninde sonunda kendi yalnızlığının duvarlarına çarpar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.