Hayat, ucu bucağı görünmeyen, engebeli ve sürprizlerle dolu uzun bir yolculuk. Bu yolun tozunu yutan her yolcu, menzile sağ salim varabilmek için aslında iki temel dayanak arıyor: Doğru bir yol rehberi ve samimi bir yol arkadaşı.
Eğer heybenizde bu ikisi varsa, sırtınız yere gelmez; fırtınalar kopsa da rotanız şaşmaz. Ancak bu mahrumiyetle yola çıktıysanız, ne açılan yaralar dikiş tutar ne de yarınlar bir umut vaat eder.
Fatiha’nın Kalbindeki Rota
Aslında her gün, her namazda, her rekatta dilimizden dökülen Fatiha Suresi, tam da bu ihtiyacın manifestosudur. Rabbimiz bize neyi isteyeceğimizi öğretirken, aslında en büyük eksiğimizi hatırlatır.
-
"Bizi dosdoğru yola eriştir" niyazı, şaşmaz bir rehbere olan ihtiyacımızdır.
-
"Gazaba uğrayanların ve sapkınların yoluna değil, nimet verdiklerinin yoluna ilet" duası ise, o yolda kiminle yürüyeceğimizin seçimidir.
Bu ayetler bize şunu fısıldar: Yol ne kadar doğru olursa olsun, yanlış yoldaş yoldan çıkarır. Yol ne kadar güzel olursa olsun, rehbersiz gidilen her adım bir belirsizliktir.
"Keşke" Demeden Önce
Kur’an-ı Kerim’in tamamı, bizi o büyük "keşke"lerden korumak için indirilmiştir. Mahşer günü yükselen o hüzünlü sesleri şimdiden duymalıyız:
"Keşke dünyada peygamberlerle birlikte yol alsaydım..." "Keşke falanı kendime dost edinmeseydim..."
Bu pişmanlıkların yaşanmaması için dünya hayatı, doğru adresi bulma ve salih insanlarla saf tutma imtihanıdır. İnsan, ömrü boyunca aslında bir aidiyet arar. Kimi zaman yanlış kapılarda yorulur, pişmanlık biriktirir; kimi zaman da doğru bir omuzda huzur bulur, bahtiyarlığa erer.
Sonuç Olarak
Unutmayın ki; insan, sevdiği ve izinden gittiği kişinin rengine boyanır. Yolunuzu aydınlatan bir kandiliniz, düştüğünüzde elinizden tutacak sadık bir dostunuz varsa, dünya gurbeti size bir vuslat bahçesi olur. Yarın geç olmadan bugün sormalıyız: Rehberim kim, yoldaşım kim?