Bünyamin KURT
Güneşimize Gölge Etmeyin: Çatı GES’te Asıl Engel Finansman Değil, Bürokrasi!
Çatı Güneş Santralinde Asıl Engel Finansman Değil, Bürokrasi ve Tarifeler!
Yazar: Enerji Uzmanı ve Elektrik Yüksek Mühendisi Bünyamin Kurt
Çatı tipi Güneş Enerjisi Santrallerinde (GES) yatırımın geri dönüş süresi 3-5 yıla kadar düşmüşken, Türkiye coğrafi potansiyeline rağmen kurulum sayısında neden ABD, Avustralya, Çin ve Avrupa'nın çok gerisinde kalıyor? Sorunun kaynağı sermaye eksikliği yada teknik değil; hantal bürokrasi, regülasyon istikrarsızlığı ve yönetim sorunları!
Dünyada çatı güneş santralleri milyonlara yayılırken, bizde neden on binlerde bile değil! Çatı GES'lerde halk ve şirketler kendi finansmanını pekâlâ sağlayabilir. Ancak buradaki en büyük engel finansman değil, doğrudan doğruya bir yönetim sorunu.
Çatı tipi Güneş Enerjisi Santralleri söz konusu olduğunda, özellikle sanayi tesisleri ve ticarethaneler için yatırımın geri dönüş süresi (ROI) 3 ila 5 yıl gibi çok cazip seviyelere inmiş durumda. Mesken için bile bu süreler normalde benzer seviyelerde. Yani ortada kendi kendini amorti eden, çok rasyonel bir yatırım var ve sermaye bulmak (Öz kaynak veya ticari kredi yoluyla) işin en kolay kısımlarından biri!
Mevzuat ve Bürokrasinin Etkisi
Yukarıdaki tabloda da görüleceği üzere, Almanya, Hollanda gibi güneşlenme süresi Türkiye'nin çok altında olan ülkelerde dahi kurulum sayısının milyonları bulması, Tarifeler, şebeke entegrasyonu ve yasal süreçlerin kolaylığıyla doğrudan bağlantılı. Özellikle Çatı ve Balkon tipi güneş enerjisi gibi bireysel kullanıma yönelik esnek düzenlemeler ve bürokrasinin aradan çıkarılması bu sayıyı hızla yukarı çekiyor.
Türkiye'deki asıl darboğaz ise "yönetim, mevzuat ve bürokrasi" üçgeninde düğümleniyor. Parası hazır olan bir yatırımcının veya vatandaşın hevesini kıran temel engeller şunlar:
1. Regülasyon İstikrarsızlığı ve Güven Sorunu Enerji piyasasında kurallar (özellikle lisanssız elektrik üretimi mevzuatı) çok sık değişiyor. Mahsuplaşma kurallarında, ihtiyaç fazlası enerjinin satış fiyatındaki komik rakamlar veya bedelsiz sisteme aktarılma zorunlulukları, yapılan ani yönetmelik değişiklikleri vb. fizibilite hesaplarını bir gecede altüst edebiliyor. Yatırımcı, "Bugün kurallara göre kârlı olan bu sistem, yarın çıkacak bir tebliğ ile zarara dönüşebilir" endişesi taşıyor.
2. Şebeke Yönetimi ve "Trafo Kapasitesi" Bahanesi Bir işyerinin, fabrikanın veya evin çatısına GES kurabilmesi için bölgedeki elektrik dağıtım şirketinden (EDAŞ) bağlantı onayı ("Çağrı Mektubu") alması gerekiyor. Ancak çoğu zaman yatırımcılar "Bölgenizdeki trafo kapasitesi dolu" cevabıyla karşılaşıyor. Bu durum çoğu zaman teknik bir imkansızlıktan ziyade; şebekenin şeffaf yönetilememesinden, altyapı yatırımlarının yetersizliğinden ve kapasite tahsislerindeki isteksizliklerden kaynaklanıyor. Oysaki çatı GES tesislerinin enerjisi üretildiği yerde tüketildiği için çoğu zaman şebeke yükünü artırmaz, aksine azaltır.
3. Bürokratik "İşlem Maliyetleri" ve Süreçlerin Uzunluğu Sermayesi hazır bir çatı GES projesi; dağıtım şirketi, TEDAŞ, belediye ruhsat birimleri ve itfaiye gibi çoğu zaman ondan fazla kurumun onayından geçmek zorunda. Örneğin ABD, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde bu durum minimize edilmiştir. Birçok ülkede sadece dağıtım şirketine haber vermek yetmektedir. Almanya’da sadece kaba elektrik tek hat şeması yeterli olurken; ülkemizde itfaiye raporu, statik rapor, geniş çaplı elektrik projesi gibi talepler, haftalar içinde bitmesi gereken süreçleri aylarca, bazen yıllarca uzatıyor. Bu ağır bürokrasi, özellikle küçük yatırımcıyı sistemden uzaklaştırıyor.
4. Mikro Yönetim Sorunları: Apartman ve Site Mevzuatı: Şirketleri bir kenara bırakıp halka (meskenlere) indiğimizde karşımıza Kat Mülkiyeti Kanunu çıkıyor. Ortak bir apartman çatısına GES kurmak için tüm kat maliklerinin oybirliği veya nitelikli çoğunluğu gerekiyor. Komşuların ikna edilememesi veya maliyet paylaşımındaki anlaşmazlıklar, projeyi daha başlamadan bitiriyor. Çoğu Avrupa ve OECD ülkesinde olduğu gibi, çatı yenileme ve de özellikle yeni binalarda Çatı GES zorunlu olmalıdır.
5. Elektrik Tarifelerindeki Sübvansiyon Çıkmazı: Mesken çatılarında kurulumu engelleyen en önemli neden elektrik tarifeleridir. Devlet uzun yıllardır yüzlerce milyar TL ile elektrik faturalarını sübvanse ediyor. Bu durum hem devlet bütçesine ağır bir yük getiriyor hem de vatandaşın elektriği ucuz zannederek çatısına güneş santrali kurmasını engelliyor. Oysaki tarifeler piyasa gerçeklerine göre normalleştirilse hem devlet yükten kurtulacak hem de vatandaş üretime geçecektir. Enerjimizin %70-80’ini ithal olmasına rağmen mevzuat ve tarifelerle enerji üretiminin engellenmesi halkımıza, ekonomimize büyük zarar vermektedir.
6. İhtiyaç Fazlası Enerjiye Değer Verilmemesi: İthal ve dışa bağımlı Akkuyu Nükleer Santrali'nin elektriğine ortalama 12-15 sent alım garantisi verilirken, vatandaşın ürettiği ihtiyaç fazlası elektriğe dağıtım bedeli çıkıldığında net 2 sent civarı ödeniyor. Vatandaşa maliyetinin bile altında ödenen bu tutar, enerjide tabana yayılmanın önündeki en büyük engellerden biri. İthal, Kirli ve Pahalı enerjilere çok değer verip, milli temiz kaynaklar böyle değersiz görüldüğü müddetçe, enerjide dışa çok yüksek bağımlılığımız ve her yıl 60-70 milyar dolarımızın dışarı gitmesi kesinlikle engellenemez.
Sonuç Olarak; Türkiye'de çatı GES potansiyelinin önündeki duvar finansal değil, kurumsal kapasite eksikliği, bürokratik hantallık ve enerji politikalarındaki öngörülebilirlik sorunudur, liyakat sorunudur. Devlet finansman sağlamasa bile, sadece süreçleri dijitalleştirip izinleri tek durak ofis (one-stop-shop) mantığına indirse, tarifeleri piyasa şartlarına göre normalleştirse ve mahsuplaşma kurallarına 10 yıllık adil devlet alım garantisi verse, çatı GES kurulumları ülkemizde de patlama yapacaktır. Çünkü yukarıdaki gelişmiş ekonomilerde bu tür kolaylaştırma ve teşviklerle güneş santralleri milyonlara yayılmıştır. Temiz, yerli ve ekonomik ve muazzam potansiyelli Güneşimize daha fazla gölge edilmesin!