Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Gizli referans

Bir parti yöneticisiyle tanışıyoruz. Söz arasında eğiliyor, sesini biraz kısıyor ve şöyle diyor; “Biz ne zaman tartışılan bir mesele olsa, Ahmet Şükrü bu konuda ne yazmış diye kendi aramızda sorarız. Sonra yazılarına bakarız. Bizim için siz bir referanssınız ama sizinle tanıştığımızın bile bilinmesini istemem.”

Bu cümle bir övgü gibi duyulabilir. İçinde takdir var. İçinde güven var. Fakat aynı zamanda bir korku da var. Adını koyamadıkları bir mesafe. Kamusal alanda görünmekten çekinen bir cesaret eksikliği. Sözün arkasında durmayı erteleyen bir irade zaafı.

İnsan, takdir edilmek ister. Fakat takdir edilmenin iki türü vardır. Biri meydanda yapılanıdır; risk alır, sorumluluk yüklenir, bedel ihtimalini göze alır. Diğeri koridorlarda fısıldanandır; adı anılır ama adıyla birlikte görünülmez. Sözün değeri teslim edilir ama söz sahibinin yanına oturulmaz. Bu ikinci tür takdir, bir yandan insanı tebessüm ettirir; öte yandan insanın omuzlarına görünmez bir ağırlık bırakır.

Ben hâlâ tebessümle karşılık verebiliyorum. Hâlâ “Olsun bakalım” diyebiliyorum. Hâlâ bu çekingenliği anlayışla karşılayabiliyorum. Hâlâ kendilerine zılgıt çekeceğini düşündükleri adamlarla da oturup kalkabiliyorum. Hâlâ zılgıtçılara da laf söylemekten geri durmuyorum. Çünkü mesele kişiler değil; mesele sözün haysiyeti.

Bir toplumda fikir, gizli gizli başvurulan bir pusula hâline gelmişse orada iki şey vardır; birincisi düşünceye duyulan ihtiyaç. İkincisi düşünceden duyulan korku. Bu ikisinin aynı kalpte birlikte yaşaması trajik bir durumdur. İnsan hem referans almak ister hem referansla yan yana görünmekten ürker. Bu, modern siyasal psikolojinin en çıplak hâlidir; faydayı almak, riski devretmek.

Fikir sahibi olmak, alkışın ortasında durmak değildir. Bazen yalnız kalmaktır. Bazen aynı masada oturanların göz ucuyla birbirine bakarak “Bu görüşmemiz bilinmesin” demesine şahit olmaktır. Fakat insanın asıl imtihanı, bu cümleyi duyduktan sonra içini karartan kırgınlığa teslim olup olmamasıdır. Çünkü kırgınlık, kalemi kirletir. Kalem kirlenirse söz artık referans değil, hesaplaşma olur.

Benim için asıl mesele şudur; eğer yazdıklarım birilerinin tartışmalarında başvurulan bir ölçüye dönüşüyorsa, bu benim şahsımın değil, ilkenin kazancıdır. İlke görünmeden de çalışır. Tıpkı yeraltındaki su gibi. Üstte kimse onun adını anmaz ama bazı gerçekler onunla ayakta durur. Ayakta durmasa bile kendine kılıf aramak zorunda kalır. Fakat şunu da bilirim; yeraltındaki su bir gün taşar. Çünkü hakikat sürekli saklanmayı kabul etmez.

Korku ile saygı arasındaki fark burada ortaya çıkar. Saygı, yan yana durmayı göze alır. Korku ise mesafeyi kutsar. Oysa düşünce, mesafe koyularak değil, mesafe azaltılarak olgunlaşır. İnsan, fikirini açık etmeye utanmaya başladığında kendi gölgesinden çekinen bir varlığa dönüşür. O zaman kamusal alan, cesurların değil, temkinli hesapçıların sahnesi olur.

Yine de öfkeye kapılmıyorum. Çünkü bu topraklarda insanlar çoğu zaman hakikati sever ama hakikatin yanında görünmeyi göze alamaz. Bu bir karakter sorunudur ama aynı zamanda tarihî bir yükün sonucudur. Bedel ödemeye alışık olmayan zihin, düşünceyi steril bir alana hapsetmek ister. “Sizi referans alıyoruz ama bilinmesin” cümlesi tam da bu steril alanın ifadesidir.

Ben ise başka bir yerde durmayı tercih ediyorum. Zılgıt atacak olanla da otururum, alkışlayacak olanla da. Hatta her iki tarafın da hoşuna gitmeyecek bir söz söylemekten geri durmam. Çünkü fikir, tarafların hoşnutluğu için değil, vicdanın tutarlılığı için vardır. Bir gün herkes memnunsa, bilin ki orada hakikat değil konfor konuşuyordur.

Belki de asıl mesele şu; referans olmak kolaydır, referansın yanında durmak zordur. İnsanın ismi, tartışma masalarında dolaşırken ismin sahibinin sandalyede boş bırakılması bir çağın ahlâkını gösterir. Fakat ben o sandalyenin boşluğuna takılmam. Yazmaya devam ederim. Çünkü sandalyeler değil, söz kalıcıdır.

Bilirim ki bir gün birileri, “Biz gizlice bakardık” demek yerine “Biz açıkça yanındaydık” diyebilecek cesareti bulduğunda, sadece benim değil, o insanların da içi hafifleyecek. O gün geldiğinde tebessümüm aynı kalacak; fakat o tebessümün içinde bu kez bir toplumun yükünü hafifletmiş olmanın sükûneti olacak.

Bize duyulan sevgi de saygı da illegal bir ilgi…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.