Bugün ülke olarak yaşadıklarımızı anlamaya çalışırken, çoğu zaman sadece bugünün fotoğrafına bakıyoruz. Oysa bu fotoğrafın bir arka planı, bir hikâyesi var. Özellikle son 300 yıl…
1914 yılında Osmanlı topraklarında 426 Amerikan okulu, 17 misyonerlik merkezi ve 9 Amerikan hastanesi vardı. (Belgelerle Türk-Amerikan Münasebetleri. Türk Tarih Kurumu Yayını. 1991. s. 19.)
Bu sadece bir istatistik değil; aynı zamanda bir zihniyet inşasının, uzun vadeli bir etki alanının göstergesidir.
Peki bu okullardan mezun olanlar, bugüne kadar hangi alanlarda etkin oldular? Devlette, akademide, medyada, ekonomide hangi fikirleri taşıdılar, hangi değerleri temsil ettiler? Bu soruların cevabı, bugünü anlamak için hayati önemdedir.
Bugün ise başka bir çelişkinin içindeyiz.
Evlatlarımızı seküler bir eğitim sistemine kendi ellerimizle teslim ediyor; ardından bu sistemden edepli, takvalı, inançlı nesiller çıkmasını bekliyoruz. Bu beklenti ne kadar gerçekçi? Bir çocuğa hangi iklimi sunarsanız, hangi rol modelleri gösterirseniz; sonuç da kaçınılmaz olarak ona göre şekillenir.
Hepimiz, kabul edelim ya da etmeyelim, büyük ölçüde dünya meşgalesine düşmüş durumdayız.
Banka kredileri…
Ev, araba hayalleri…
İş büyütme telaşı…
Bitmeyen hedefler, hiç dinmeyen koşuşturma…
Bu hengâmede çocuk büyüyor. Ama büyürken neyi görüyor?
İslam’ı sözde değil, hâliyle yaşayan bir anne-baba mı?
Helale hassasiyet gösteren, harama mesafe koyan bir hayat mı?
Ne yazık ki çoğu zaman hayır. Sonra da “Bizi niye dinlemiyor?” diye şaşırıyoruz. Oysa dinlemeyen evlat değil; güvenini ve örneğini kaybetmiş büyüklerdir belki de.
Şu noktada pek çoğumuz aynı hakikati, geç de olsa fark ediyoruz:
Çare, takvaya sarılmaktır.
Ama bu, sadece dilde kalan bir temenniyle değil; hayatın merkezini yeniden inşa etmekle mümkündür.
Öyle bir noktaya geldik ki, nasihat tesir etmiyor, söz karşılık bulmuyor.
Geriye kalan tek yol var:
Dua…
Tevbe…
Gözyaşı…
Ve yeniden, samimi bir mücadeleye başlamak.
Kendimizden başlayarak.
Evimizden başlayarak.
Hâlimizi sözümüze, sözümüzü hayatımıza uydurarak.
Tercih bizim.