Mehmet KAÇAR
ENFLASYON OLAN ÜLKELERDE İSRAF ÖNLENMEZSE ENFLASYON DÜŞMEZ!
Ülkeleri ve ülkemizi yıllardır kemiren ve sürekli bir fakirliği pompalayan, ekonomik dengeleri bozan, refah seviyesini aza doğru iten bir olgudur enflasyon. Çağımızda küresel ekonomilerin devletleri birbirine bağladığı gibi enflasyonda, ikinci sınıf devletleri bir birine bağlayarak milli gelirlerini sürekli tepedeki devletlere faiz olarak veren, hatta ürettikleri sebze ve meyveleri kendi vatandaşına vermeden faiz borcu olarak tepedekilere yediren veya iç borçlanmayı bir türlü aşağıya çekemeyen ülkelerde enflasyon kaçınılmaz bir fakirleşme şeklidir. Enflasyon olan ülkelerde İnsanlar enflasyondan dolayı işsiz kalabilir, iflaslar alır başını gider, işsizlikle ciddi bir mücadele yapılması içinde, yetkili birimlerin mesai saatlerine çok dikkat etmeleri gerekmektedir ki israf ekonomisine geçit verilmesin. Yine enflasyonu yüksek seyreden ülkelerde insanlar aynı zamanda yüksek fiyat artışları ile de mücadele etmeliler, karaborsa, stokçuluk, tarihi geçmiş mal, dolandırıcılık, tefecilik, fuhuş, alkol kullanımı, madde bağımlığı, boş gezme alışkanlıkları hızla artar. Şerefsizler yaptıkları şerefsizlikleri şeref diye insanlara satarlar.
İnsanların bu şartlarda ayakta kalabilmeleri için mücadele vermesi gerekmektedir. Zira enflasyonla eriyip giden bir gelirleri vardır ellerinde.
Enflasyon olan bir ülkede en çok kazananlar ise faiz lobileri, karaborsacılar, stokçular, dolandırıcılar, yan kesiciler, kumarbazlar, fahiş fiyatçılar olur.
Dolar ve Euro ise sürekli yükselişte olduğu için insanlar ellerinde avuçlarında ne varsa hemen Dolar’a ve Euro’ya yatırım yaparlar ve ellerindeki Türk Lirasını da Dolar veya Euro’ya çevirme peşindedirler. Hatta bazen devlet bizzat kendisi de devlet destekli Dolar ve Euro’ya ayrı bir faiz ödeme durumuna düşer çünkü vatandaşın elindeki Dolar ve Euro’yu devlet toplamak derdindedir. Dolar ve Euro haramilerinin elinden kurtulabilmek için hemen herkes; ‘üretimi artıralım, sanayileşelim’ derler. Bir ay iki ay gibi bir zaman diliminde sanayileşmek imkânsız ötesinde bir şeydir. Üretimi artırmak içinse işsizlik olmaması lazım, iflasların olmaması gerekir. Yani üretimi artırmak veya sanayileşmek için ise para gerekir. Bu para da devlet bütçesinde olmadığı için kısa sürede gerçekleşmez ve enflasyon nedeniyle yatırımlar durabilir ve devletin planlarında olanlar iptal edilebilir. Sahte yatırımcılar yatırım yapıyoruz diyerek devleti soyup soğana çevirebilirler.
Bu mantık yani ‘üretimi artırarak enflasyona dur demek doğru gibi görünse de, bundan daha önemli olanı ve kısa sürede etkisini gösterecek olan ve üretimin artmasına vesile olacak bir işlem vardır. Oda her alanda israfı önlemek için ciddi bir çalışma yapılmalıdır.
Üretimi istediğin kadar artır, israfı önleyemediğin bir ülkede, kamuda çalışanları kontrol etmediğin bir ortamda, zaman hırsızlarını görmezden geldiğin bir kurumda, iş çalanların olduğu bir sanayide, vakitten çalanların olduğu bir memuriyet kurumunda, kamuya zarar verenlerin önüne geçilmediği ülkelerde sınıfsal farklar ortaya çıktığı gibi fakir ve zenginler türer ve enflasyon da düşürülemez. Yani mutlu sonlar daima ötelenir ve tekrar bir fakirleşmenin kucağına itiliverirsin.
Tüm bu saydıklarımızdan ve diğer etkenlerin de ötesinde bir işlem vardır. Bu işlemin adı da İsrafın önlenmesidir.
Üretimi istediğin kadar artır, bunu dış pazarlara ulaştıramazsan bir de her konuda israfı önleyemezsen işte o zaman enflasyonla yaşamaya alışmalısın. Eğer israf hat safa da ise üretimi artırsan da o üretim erir gider.
Eğer bir ülkede, zamandan çalınıyorsa, işlerinden çalınıyorsa, elektrikten çalınıyorsa, sudan çalınıyorsa, mesaiden çalınıyorsa, vergiden çalınıyorsa, işveren çalıştırdığı işçiden çalıyorsa ve diğerlerinden çalınıyorsa, o ülkede her zaman enflasyon olur ve insanlar onunla yaşaması devam eder gider. Bu hırsızlıklar ve israf direk kamuya zarar verir. Bütçe açığını büyütür. Bu durumda sen üretsen de başkaları çalarsa veyahut israf ederse enflasyonla mücadelede başarılı olmazsın.
Yani anlayacağın mutlu soğn üretsen de hep ötelenir durur. O anda çuvalı doldursan kamu o çuval tekrar hızla boşalıverir. Bunu fırsat bilen faizciler ve karaborsacılar da hemen harekete geçerler.
İsrafı şöyle anlatalım sizlere; harmanda buğday dolduracağın çuvalın dibi tamamen delik. Sen hersene daha fazla tarlayı ekip dikiyorsun amma, çuvalı bir türlü dolduramıyorsun. Eğer harmanda delik çuvala buğdayı dolduruyorsun çuval yerde olduğu için doluyor. Yerinden yukarı hafifçe kaldırdın mı hemen çuvaldakiler dibi delik olduğu için boşalıveriyor. Anlayacağınız çuvalı bir türlü dolduramıyorsunuz. Ne kadar malı çuvala koyarsan koy o çuval bir türlü dolmuyor. O çuvalın dibini dikmeden bir türlü dolduramazsın.
O zaman gelin hep beraber mazeret üreteceğimize “def’i Mefasid’e” öncelik verelim. İsrafı önleyelim. Çünkü israf sadece yemeklerde olan bir şey değildir. İsrafı ortadan kaldıralım. Bu konuda bir seferberlik ilan edelim. Çalıp çırpanı, vergiden kaçırmak için makbuz vermeyeni yakalayalım ve onların arkasında durmayalım ve derhal müdahale edelim.
Hadis-i şeriflerde: Yokluğa alışıp, dayanıklı olun (yani sabredin), çünkü nimetler devamlı ve daima değildir.” Bu hadisin işareti ve “Müsrifler şeytanların kardeşidir.”(İsra 28) uyarısı doğrultusunda, kamuya zarar vermeyen ve kamu için canla başla çalışan millî bir seferberlik başlatalım ki o zaman çuvalın dibini dikerek dolmasını sağlamış olalım ve rahat bir şekilde dolduralım. Çuvalı doldurmayı başardığımız zaman Dolar’da Euro’da solda sıfır kalır. Yok çuvalı doldurmayı öğrenemezsek daima Dolar, Euro ve Faizin esiri olarak yaşar dururuz ve kazancımızda bunlara gider.