İnsanlığın ve modern çağın en büyük problemlerinden biri, yaradılış gayesini unutmuş olmasıdır. Bugün herkes “iç huzuru” arıyor; ama neyi, neden aradığını bilmeden… Oysa insan neden var olduğunu unutursa, ne aradığını da şaşırır. Modern çağın bunalımları, kaygıları ve tatminsizlikleri tam da buradan besleniyor.
Bu bunalımlara sunulan reçeteler çok: kişisel gelişim kitapları, motivasyon cümleleri, geçici mutluluk vaatleri… Ama hakiki şifa nerede? Cevap aslında çok net: İslam dininde, Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde ve Hz. Muhammed’in (sav) güzel ahlakında. İnsan fıtratına en uygun yol, yine onu yaratanın gösterdiği yoldur.
Bu hakikati insanlığa duyurmak için nice eserler yazılıyor, nice sözler söyleniyor. Ancak zamanla şunu anlıyor insan: Bu iş, yaldızlı kelimelerle kitap yazmakla ya da güzel konuşmakla olmuyor. Mesele dönüp dolaşıp, Müslümanların İslam’ı temsil edebilme kabiliyetine dayanıyor. Söylediklerimiz değil, yaşadıklarımız konuşuyor.
İslam dini, Allah katından gönderilen en son ve en mükemmel dindir. İmam-ı Rabbânî, Mektubât adlı eserinde bu hakikati veciz bir şekilde özetler:
“İslam üç şeyden ibarettir: İlim, amel ve ihlas.”
Peki biz Müslümanlar olarak dinimizi ne kadar biliyoruz? Bildiklerimizle ne kadar amel ediyoruz? Amellerimizi ne kadar ihlasla yapıyoruz? Bu soruların cevabı, dünyaya ne ölçüde örnek olabildiğimizin de cevabıdır.
Bu yüzden gelin, her türlü ön yargıdan uzak, temiz, duru ve dingin bir kalple Kur’an-ı Kerim’i okuyalım. Ama sadece gözle değil; idrak ederek, anlayarak ve hayatımıza taşıyarak… Emin olun ki Allah, okuduklarımız doğrultusunda yaşadığımızda, bizlere dünya ve ahiretin güzelliklerini hayal dahi edemeyeceğimiz bir cömertlikle ihsan edecektir.
Şunu da açık yüreklilikle kabul edelim: Bugün dünyada İslam’ın hidayetine muhtaç nice insanlar kitleler hâlinde Müslüman olmuyorsa, bunun sorumluluğunu sadece “onlara” yükleyemeyiz. Bu sorumluluk, senin, benim, hepimizin omuzlarındadır.
Çünkü İslam, önce yaşanır; sonra anlatılır. Ve en güçlü davet, güzel ahlaktır.