Ortadoğu'da tırmanan gerilimde Batı ve müttefiklerinin stratejileri, bölge uzmanları tarafından sert bir dille eleştiriliyor. İran’ın komuta kademesine yönelik suikastların rejimi çökerteceği beklentisinin boşa çıkması, modern savaş stratejilerinde "sosyolojik ve tarihi gerçeklerin" göz ardı edildiğini bir kez daha ortaya koydu.
Suikastlar İran Halkını Dağıtmadı, Kenetledi
Savaşın başlangıcından bu yana İran’ın 48 kritik liderinin etkisiz hale getirilmesinin ülkede bir ayaklanma başlatacağı öngörülüyordu. Ancak sahadaki gerçeklik, teorideki hesaplara uymadı. Aksine, dışarıdan gelen bu müdahaleler İran halkının iç dinamiklerinde daha sıkı bir kenetlenmeye yol açtı. Analistler; coğrafya, sosyoloji ve tarih bilgisinden yoksun yaklaşımların, bölgedeki güç formülasyonunu yanlış okuduğuna dikkat çekiyor.
Yardım Arayışları ve Yanıt Vermeyen Müttefikler
Stratejik bir "B planı" olmayan yapıların, süreç içerisinde Kürt gruplardan Zelensky’e kadar geniş bir yelpazede medet umduğu gözlemleniyor. Ancak beklenen destek ne Fransa’dan ne de NATO kanadından geldi. Almanya, İngiltere, Japonya, Güney Kore, Avusturalya, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerin bu süreçte "rest çekerek" geri planda kalması, mevcut yönetimin uluslararası arenada yalnızlaştığını gösteriyor. Hatta enerji koridoru güvenliği üzerinden Çin’e yapılan yardım çağrıları da karşılık bulmadı.
200 Yıllık Devlet vs. Binlerce Yıllık Gelenek
Eleştirilerin odağında, gücü sadece silah, mühimmat ve ekonomik verilerden ibaret sanan "aymazlık" yer alıyor. Henüz 200 yıllık bir geçmişi olan toplama yapılar ile 70 yıllık müttefiklerinin, binlerce yıllık devlet geleneğine sahip İran gibi aktörleri kendiyle bir tutması stratejik bir hata olarak değerlendiriliyor.
"Biri ölür, diğeri devralır." > Laricani veya tüm komuta kademesi yok edilse bile, kurumsallaşmış ideolojik yapılarda sistemin işleyişi değişmiyor. Asıl riskin, Trump veya Netanyahu gibi figürlerin başına bir şey gelmesi durumunda yaşanacak kaos olduğu vurgulanıyor.
Kissinger’ın Doktrini Hala Devrede mi?
1980-1988 yılları arasındaki İran-Irak savaşı sırasında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın, "Kimin kazanmasını istiyorsunuz?" sorusuna verdiği "İkisinin de kaybetmesini istiyorum" yanıtı, bugün hala bölgedeki temel stratejik bakış açısını özetliyor. Batı, bölgedeki güçlerin birbirini tüketmesini beklerken, sahadaki kültürel ve tarihi direnci hesaba katmamaya devam ediyor.