Mehmet KAÇAR
ALLAH! MADEM İNSANI SEVİYOR VE EN ŞEREFLİ BİR VARLIK DİYOR O HALDE NEDEN SIKINTI VERİR, YA DA SAPTIRIR?
-Allah sevdiği ve şeref bahşettiği kuluna dertleri çok veriyor. Pekala sevdiği ve şeref bahşettiği kulunu, onun kaldıramayacağı dertleri verince kulu sapıtırsa ve cehennemlik olursa neden bunu düşünmüyor da dert veriyor? -
Allah kulunun kaldıramayacağı yükü vermez deniliyor, pekala sapıtan ve günah çukurunda yüzen insanlar neden sapıtıyor, yükü kaldıramadığı için değil mi?
Sevdiği kulunun sapıtacağı zaman neden yükünü hafifletmiyor, yok etmiyor. Onu Cehennemde yakmak istediği için mi?
Allah sevdiği kullarına verdiği sıkıntıların, dertlerin bir amacı vardır.
Bu amaç doğrultusunda onları saptıracak olan nefsâni arzu ve isteklerinden uzak tutmaktır. Yani nefsâni tuzaklara uymadan, Allah’ın emirleri doğrultusunda yaşam sürmektir.
Allah hiçbir zaman kulunun kaldıramayacağı bir yükü yüklemez ve bunu da açıkça bizlere açıklamıştır: “Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir yükü vermez” (Bakara: 2/286). Bu mealde bizlere net bir şekilde açıklanan duruma göre Allah kuluna yükünü taşıyabileceği kadar olanı verir. Kur’an’a iman eden, Peygambere itaat eden bir müminde bu beyana şartsız şüphesiz inanır. Buna net bir şekilde inanmak zorundadır.
Allah tarafından insana verilen sabır kuvveti (bunu asır suresi net bir şekilde açıklar)insanların dünyada iken karşılaşacakları sıkıntılara yeterli gelecek bir dayanma gücü potansiyeline sahip olarak yaratılmışlardır. Yani insan sıkıntılara boyun eğmez, aksine onlarla baş etmeyi beceren bir akla ve beden yapısına sahiptir. Yaratılırken böyle kotlanmıştır. Fakat insanlar bu sabrı yanlış kullanıp su-i istimal ettiklerinden ötürü bazen sabırları tükenir veya taşarsa ve birey olarak bu kimse yanlış kullanım hatası neticesi kendisini kaybedenlerden olursa ve ebedi âlemde ceza görenlerden olurlar.
Bir mümine bir belâ düçar olursa geçmiş günlerde çektikleri onun günahlarına kefaret olur ve onun bir çok günahı bu yollardan affa uğrar, o andaki güne güler yüzle dertsiz, yaşadığı günde de yine sabır ettiği için ona binlerce kez şükür eder ve bundan dolayı ona binlerce kez sevap yazılacaktır. Geleceği de bilmemiz mümkün değildir ve bizim için gâyp âlemi bilinmezlerle doludur.
Bunun üzerinde de düşünemeyiz. Çünkü gayp alemi ve bilgisi bizim kotlarımız da yoktur. Ve Allah’a o gün yaşadığı ve dertsiz bir güne sahip olduğu için de şükür etmelidir. Hamd etmelidir. Gelecek olan günler daha gelmediği ve yaşanmadığı için; Rabbimizin rahmetine güvenip, dövünmeden, ağlamadan, üstünü başını yırtıp kendini paralamadan şükür ederek yaşamaya devam etmelidir. Sabırla yaşadığı ve dert hissetmediği o saati yani ecel saatini düşünen bir birey için bakınız nasıl bir müjde vardır.
Sendeki sabır kuvveti bu saate kadar geldi ve sen isyan denizine dalmandın Bu da senin günahlarına kâfi gelir. Yani belaları def etmeye yeterde artar bile. Sen divane bir kumandan gibi ortalıkta plansız programsız dolaşıp durma. Böyle bir kumandan savaş alanların da yanlış planlar yapar ve kendini helak eder. Onun yanlış planı şudur:
-Sol tarafında düşman kuvvetli olduğu halde, oraya merkezinide çeker ve saldırır, onun sağ tarafına denk gelir düşman da oraya yönelip oraya saldırır ve orada ona karşı taze bir güç olmadığı halde, sol yanındaki düşmanın sağ yanı daha gelmediği için, o yanı da göremez ve oraya saldırmak için de merkez kuvvetini sağa sola dağıtıp, merkezini zayıf bırakır. Düşman çok az bir kuvvetle merkeze saldırıp bu komutanı da ordusunu da merkezden helak eder.
Müslüman bir birey bu komutan misali olmamalı. Başına bir dert geldiği zaman merkezi kuvveti yani imanını terk etmez. Bütün kuvvetini bu saate yani ecel daatine karşı ayarlamalıdır. Rahmeti ilâhiyyeye, mükafatı uhreviyyeye, fâni ve kısmeti sonlu olan bu fani dünyada ömrünü o anda uzattığını, sonlandırmadığını düşünmelidir ve bu kalan saatlerini hayırlara çevirmek için var güçleri ile çalışmalıdır. Acı çektiği sıkıntılı günlerinden sonra gelen bu ferahlık zamanına çok şükretmeli. İşte böyle bir şükür şekli o İnsanı rahmet-i ilahiye’yi ve uhrevi mükâfatı düşünmek için kotlanarak yaratılmış olan bir eşrefi mahlukat olma özelliği ile yayıldığı için Allah'ını çok sever. Bu kotlama üzerine düşünürse her sıkıntıyı hafifleten bir şifa kaynağını kendiliğinden oluşturur. Allah’ın insanlara bahşetti sosuz rahmetinin bir yansımasıdır bu hadise. Her sıkıntıya mutlaka gerek bu dünyada ve gerekse öbür dünyada bir mükafat verilir.
Nitekim, bir hadisi şerifte Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu görüyoruz:
“Bir Müslüman’a herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir keder, bir üzüntü, bir eziyet, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken dahi batmış olsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.”(Buhârî, Mardâ 1; Müslim Birr, 5)
Kendisine bir Musibet, sıkıntı, hastalık ve diğer belaların uğradığı kimse, eğer sabredip yaşadığı günde refaha ulaştım ben diye inanırsa o kimse o zaman Allah sevgisinden dolayı musibetlere sabır etmiş olur. Bu sabrı neticesinin sonrasında da Allah sevgisinden ayrılmazsa, Allah öyle bir kimseyi sevdiği zaman onu çeşitli imtihanlarla sınar ve o sınama esnasında onun sabrının derecesini ölçer ve bu ölçüm esnasında çıkan neticeye göre günahlarına kefaret eder. Amma velâkin Allahın kimi çok sevdiği gaybi bir konudur ve biz bunları bilemeyiz. Yani bizim meçüllerimizden biride bu konudur. Kotlarımız da bu konu yoktur.
Allah’ın sevgisinin alametleri vardır. Bunların en başında Allah’ı sevmek gelir. Allah sevgisini gösteren çeşitli deliller de bizlere bildirilmiştir. Bunların en başında Allah’ı sevmek gelir. Bu sevgiyi de Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak ispat edebiliriz. O’nun insanlar arasından seçtiği peygamberlere ve son Peygambere şartsız itaatir.
Bu konuda:
“(Resûlüm! De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana (emirlerime) uyun ki Allah da sizi sevsin ve Keza, Allah katında sizin en üstününüz en takvalı (Allah’a karşı en saygılı) olanınızdır.”(Hucurat, 49/13) meâlindeki ayeti celilede de Allah katında ki değer ölçüsünün takva olduğu açıklanmaktadır. Takva elbisesi bembeyaz bir elbisedir ve her günah onda bir leke bırakır.
Buradan şu neticeye ulaşabiliyoruz. Her bela çeken: “Ben Allah’ın sevğili kuluyum.” deyip de bunun üzerinden nazlanmaya kapılması olacak iş değildir.
Kuvvetli bir görüşe göre ise; imtihan gereği olarak sıkıntılara maruz kalan bazı kimseler hiçbir zaman Allah’ın sevgisini kazanamamışlardır. Bunun işaret çubuğu da görmüş olunduğu üzere bazı belalardan, sıkıntılardan dolayı Allah’a isyan etmek ve hak yoldan sapmaktır. Allah’ın verdiği belalardan dolayı kendisine bu belaları verene isyan etmektir. Doğru yoldan sapıp kendini şeytanların ve insan şeytanlarının kucağına atmaktır.
Demek ki neymiş efendim; insanlara verilen imtihanların sıkıntısı yüzünden hak yoldan sapanların “Allah’ın sevdiği kul” olarak değerlendirilmesi son derece yanlış bir yaklaşımmış.