TÜRKİYE NEDEN ABD’YE SERT TEPKİ GÖSTERMEDİ, HALK NEDEN SESSİZ

Türkiye’nin, ABD’nin Venezuela müdahalesi karşısında sert tepki vermemesi ve doğrudan kınama yapmaması iktidarı eleştirmek için fırsat kollayanları harekete geçirdi.

Öncelikle şunu belirtmeli; Türkiye, bu noktada ABD’ye sert tepki göstermedi ama tepkisiz de kalmadı.

ABD’nin Venezuela’ya saldırıp Maduro ve eşini kaçırması üzerine Dışişleri Bakanlığı halkı öne çıkaran, dengeci bir açıklama yaptı: Gelişmeleri yakından takip ettiklerini, Venezuela’nın istikrar ve halkının esenliğine önem verdiklerini belirterek “tüm taraflara itidal” çağrısı yaptı ve uluslararası hukuk çerçevesinde çözüme katkı sunmaya hazır olduklarını ekledi.

Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik de yaptığı açıklamada;

“Bir ülkenin halkına ait egemenliğin hedef alınması ve uluslararası hukukun ihlal edilmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Bir ülkenin “SİYASİ TAPU”su sadece ve sadece o ülkenin halkına aittir. “Meşru egemenlik” sadece o ülkenin halkının inşa edeceği bir iradedir; dışardan dayatılamaz.” diyerek ABD’yi eleştirdi..

Cumhur ittifakında yer alan MHP lideri Devlet Bahçeli ise yaptığı açıklamada, “ABD'nin yaptığı hukuksuzluktur. 15 Temmuz ile birebir aynı" dedi.

Bu açıklamalara bakıldığında Türkiye’nin ABD’nin müdahalesine tepkisel bir yaklaşımı olduğu açık. Sınırlı tepki içinde bulunulan şartlara uygun yerinde bir devlet refleksi olarak görülmelidir.

Özellikle Venezuela ordusunun, halkının ve kalan devlet unsurlarının ABD’ye karşı hiçbir ciddi direniş göstermemesi, savaş açmaması ve Maduro’ya yeterince sahip çıkmaması göz önüne alındığında, Türkiye’nin bu tabloya rağmen “kraldan fazla kralcı” davranmasını beklemek çıkarlarımıza aykırı bir beklentidir. ABD ile ilişkileri düzeltme çabası ve somut beklentilerin olduğu bir dönemde bundan fazlasının ülkemize zarar vermesi söz konusudur.

Türkiye, Mursi’ye verdiği destek nedeniyle yıllarca ABD kuklası Sisi’ye mesafe koymakla yaptığı hatayı Venezuela olayında yapmamakla ülke menfaatleri açısından doğrudur.

Venezuela’da yaşananlara baktığımızda; Maduro yakalandığında Venezuela ordusu dağıldı, komutanlar ya teslim oldu ya da kaçtı; halk sokaklara dökülmedi, paramiliter gruplar bile sessiz kaldı. Rejim yıllardır siyasal çalkantılar ve ABD ambargoları sonucu ekonomik çöküşte olup halk nezdinde kendi meşruiyetini sarsmıştı. O nedenle; ordu ve halk, (öyle anlaşılıyor ki) ABD müdahalesine karşı motive olabilecek gücü ve iradeyi çoktan kaybetmişti. Böyle bir durumda, binlerce kilometre uzaktaki Türkiye’nin tek başına bayrak açması, ne mantıklı, ne stratejik ne de ahlaki bir zorunluluk olurdu. Aksine, Venezuela’nın kendi evinde direnemediği bir lidere Ankara’dan daha fazla sahip çıkmak, tam bir “kraldan fazla kralcılık” olurdu. Hiçbir devlet kendi çıkarlarını bu kadar anlamsız bir fedakârlık uğruna riske atmaz.

Trump’ın ikinci dönemi, Türkiye’nin çeşitli beklentiler içinde olduğu bir dönem.. Masada F-35’lere dönüş, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, F-16 modernizasyonu, Suriye’de YPG konusunda net destek, 100 milyar dolar ticaret hedefi, enerji koridorlarında merkez konum ve savunma sanayii ihracatı gibi yüz milyarlarca dolarlık dosyalar var.

Tam da bu beklentilerin gerçekleşmesi için umutlar oluşmuşken Trump’la karşı karşıya gelmek, bütün bu kazanımları tek bir hamlede çöpe atmak anlamına gelir. Türkiye burada duygusallığı değil, soğuk reel politik hesap yapıyor – ve bu hesapta Venezuela’nın kendi direnemeyen ordusu ve sessiz halkı, Ankara’nın sessizliğinin en güçlü gerekçelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Maduro’yla dayanışma da o dönemin koşullarına özgü, doğru bir seçenekti. 15 Temmuz sonrası Türkiye’ye uzatılan destek elini sıkmakla Türkiye doğrusunu yaptı. Türkiye, Venezuela seçimlerinde de Maduro’nun seçilmesini sevinçle karşıladı. Ama bugün koşullar değişti; Venezuela kendi içinde bile savunulamayacak hale geldi. Dün, Maduro’nun yanında gözüken halkın büyük bir bölümü adeta ABD, operasyonuna destek verir görüntüsü içinde.

Türkiye ‘nin Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Karabağ gibi yakın çevremizdeki hayati dengeler varken, Venezuela için yüksek ses çıkarmak milli güvenliğimizi riske atardı.

Türkiye her şeyiyle kritik aşamada. Ekonomi hâlâ kırılgan; yabancı yatırım, ihracat ve döviz girişi için ABD ile iyi ilişkiler oldukça önemli. Halkın önceliği de ideolojik duruş değil, cebine giren para ve iş imkânları.

Sonuçta, Venezuela ordusu ve halkı Maduro’ya sahip çıkmadıysa, Türkiye neden ABD’ye sert tepki göstersin? Dışişleri’nin dengeli “itidal” açıklaması ve Erdoğan’ın sessizliği zayıflık değil, üst düzey bir stratejik akıl. Türkiye burada eski dostlukları nostaljik bir hatıra olarak bırakıp, kendi milli menfaatlerini, ekonomik geleceğini ve bölgesel güvenliğini ön plana aldı. Bu tercih sadece haklı değil; Venezuela’nın kendi içindeki teslimiyet tablosu düşünüldüğünde, aynı zamanda son derece mantıklı ve olması gereken doğru bir seçenek..

Ancak, bu duruşu iktidar için doğru görsem de halkımızın pasif tepkisini kabul etmek mümkün değil.

Türkiye’nin devlet düzeyinde ABD’nin Venezuela müdahalesine sert tepki göstermemesi, reel politik gereği olarak anlaşılabilir bir tercih; Trump’la ilişkileri bozmadan somut kazanımlar elde etme hesabı ağır basıyor. Ancak halkımızın bu olay karşısında gösterdiği neredeyse tam sessizlik ve tepkisizlik, solcusuyla sağcısıyla kabul edilmesi çok zor bir durum.

Sol kesim yıllarca “anti-emperyalizm” bayrağını en yüksekte tuttu. ABD’nin Latin Amerika’daki her müdahalesini (Şili 1973, Nicaragua 1980’ler, Honduras 2009) günlerce konuşur, sokaklara döker, “Yankee go home” sloganları atardı. Venezuela, Chavez’den beri solun önemli bir simgesiydi, ABD’ye kafa tutuşuyla sol için ilham kaynağıydı. Devrimci sol için ana düşman hep Washington’dı. Şimdi aynı Washington, bir devlet başkanını helikopterle evinden alıp New York’a götürüyor, petrol rezervlerini gasp ediyor, sol cenahtan doğru dürüst bir ses çıkmıyor. Ne meydanlarda eylem var, ne sosyal medyada anlamlı bir kampanya, ne de entelektüel çevrelerden güçlü bir kınama.!

Sağ ve islami kesimde de benzer sessizlik var. Bir ülkenin liderinin yabancı güçlerce evinden alınması, topraklarına girilmesi, kaynaklarının ele geçirilmesi, sağın en hassas olduğu “dış müdahale” ve “emperyalizm” damarına basması gerekir. Geçmişte Irak işgali için “ABD’nin petrol hırsızlığı” diye yazılar yazan, Libya’da “NATO’nun yağması” diye tepki gösteren aynı çevreler, şimdi Venezuela’da benzer bir tablo karşısında suskun. İsrail’in katliamlarına karşılık mitingler düzenleyenler, onun büyük devleti ABD’nin bu haydutluğuna beklenen tepkiden uzaklar.

Bu ortak sessizlik, Türk toplumunun ideolojik omurgasını ciddi biçimde zayıflatıyor. Sol da sağ da, kendi ilkelerini sadece işine geldiğinde hatırlıyor; işine gelmediğinde ise görmezden geliyor. Bir toplum, emperyalist müdahalelere karşı ancak tutarlı bir duruş sergilediğinde sesini duyurabilir.

Venezuela’daki olay, tam bir turnusol kağıdı oldu: Devlet pragmatik davrandı, anlaşılır; ama halkın solcusuyla sağcısıyla bu kadar duyarsız kalması, gerçekten kabul edilmesi zor bir utanç tablosu. Bu tepkisizlik, sadece Maduro’ya değil, kendi ilkelerimize ve geleceğimize de bir tür ihanet anlamına geliyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.