Ortadoğu üzerine masa başında plan yapanlar, tarih boyunca tek bir şeyi hep ıskaladılar: Halkın genetiği. İran’a yönelik saldırılar başladığında "birkaç güne kalmaz havlu atarlar" diyenler, sokakların karışacağını ve rejimin kağıttan kaplan gibi yıkılacağını hayal ediyordu. Tahran’a gidip ipleri eline almayı bekleyenlerin hesabı, evdeki çarşıya uymadı.
Kaçanlar Değil, Dönenler Dönemi
Dünya, kriz anlarında ülkesini terk eden toplumlara alışmıştı. Ukrayna’da, Arjantin’de ya da son dönemde İsrail’de gördüğümüz "panik göçü" İran’da yaşanmadı. Aksine, herkesin kaçmasını beklediği bir iklimde, yurt dışındaki İranlılar en zor günde halkının yanında olmak için ülkelerine geri döndü. Bu, sadece bir yer değiştirme değil; bir vatan bilinci dersidir.
Sokaklardaki Sessiz ve Derin Mesaj
Daha birkaç ay öncesine kadar sokakları ateşe veren muhalif gruplardan bile çıt çıkmıyor. Neden mi? Çünkü mesele "memleket" olduğunda, iç hesaplaşmalar yerini kenetlenmeye bırakır. Bugün binlerce insan, bombalanma riskini göze alarak meydanlarda. Üstelik gözünü kan bürümüş saldırganların, bu barışçıl gösterileri dahi hedef almasına rağmen...
Liderlik ve Halkın Ortak Kaderi
Ayetullahlar başta olmak üzere, lider kadrolarından onlarca önemli ismi suikastlarla ve saldırılarla kaybettiler. Ancak ayakta kalanlar saraylarına çekilmedi; halkla birlikte, aynı sokaklarda omuz omuza durmaya devam ediyorlar. Bu tablo, sadece dış dünyaya değil, içimizdeki "müptezellere" de verilmiş sert bir cevaptır.
Son söz: Bu satırlar bir rejim güzellemesi veya körü körüne bir İran övgüsü değildir. Bu, sadece tarihin akışına not düşmek ve eğri oturup doğru konuşmaktır. Hakkı teslim etmek gerekirse; bu onurlu duruşa ancak saygı duyulur.