Son Sığınak Amazon: Başladığımız Yer

İnsanın "İşlevsellik" ve "Artı-Değer" İmtihanı

Günümüzün kapitalist düzeninde insan varlığı, giderek artan bir biçimde sisteme sunduğu ekonomik verimlilik üzerinden ölçülmektedir. Zamanın niceliksel olarak paraya dönüştürüldüğü bu materyalist çağda; iş göremez hale gelen bedenler, sistem için bir "zenginlik unsuru" olmaktan çıkıp kamusal ve finansal bir "yük" olarak kodlanmaktadır.

Gabriel Mascaro’nun yönettiği Brezilya yapımı Mavi İz filmi, tam da bu soğuk rasyonalizmin distopik ama bir o kadar da tanıdık bir izdüşümünü beyaz perdeye taşıyor. Brezilya hükümetinin ekonomik verimliliği artırma ve kaynakları genç nüfusa aktarma gerekçesiyle yaşlı vatandaşları mecburi "yerleşim kolonilerine" sürgün etmesi emri; rasyonelleştirilmiş bir öjeni anlayışının modern devlet aygıtındaki tezahürüdür.

Suçları! Üretimi sabote etmek, üreten gençlere ayak bağı olmak!!!

Ancak filmin 77 yaşındaki kahramanı Teresa’nın reddi ve Amazon’un belirsiz derinliklerine doğru başlattığı kaçış, insan onurunun sayısal verilere indirgenemeyeceğini savunan varoluşsal bir direniş çığlığıdır.

Teresa’nın Amazon’un el değmemiş derinliklerine attığı her adım, basit bir coğrafi kaçışın ötesinde; insanın yapay sistemlerce bozulmamış özüne, yani başladığı yere doğru radikal bir evrilmedir. Modern medeniyet, kurduğu beton metropollerde insanı yalnızca bir "üretim ve tüketim dişlisi" olarak araçsallaştırırken; orman, insanı katıksız varoluşuyla ve doğallığıyla kabul eder.

Devletin soğuk bürokrasisi 77 yaşındaki bir bedeni ıskarta bir materyal sayıp toplama kolonilerine sürmek isterken; Teresa, insanlığın şafağındaki o ilk sığınağa, doğanın kucağına iltica eder. Bu durum, teknik aklın tıkandığı noktada insanın kurtuluşu ancak kendi köklerinde ve uygarlık öncesi saf özgürlüğünde bulabileceğinin felsefi bir kanıtıdır.

Şehir hayatından bunalıp kendini birkaç saatliğine de olsa doğaya atan günümüz insanının da aslında farkında olmadan yaptığı şey; köklerine sığınmaktır.

19. ve 20. yüzyılın başlarında genetik ıslah ve ırk hijyeni üzerinden yürütülen klasik öjenik düşünce, günümüzde neoliberal ve utiliteryan (faydacı) bir biçim değiştirmiştir. Yeni öjeni; biyolojik soykırımla değil, bürokratik ve ekonomik çeper dışına itmeyle işler.

Mavi İz filmindeki devlet kararı, bu zihniyetin radikalleşmiş bir sonucudur:

Birey üretmiyorsa, tüketim maliyeti sistem tarafından karşılanmamalıdır.

Yaşlılık, çirkinlik, hastalık ve ölüm; pürüzsüz ve hızlı işleyen kapitalist şehirlerin steril yapısını bozar. Yaşlıların sürgüne gönderilmesi, toplumun kendi yaşlanma gerçeğiyle yüzleşmekten kaçınma biçimidir.

Yaşlılığa yüklenen anlam, medeniyetlerin insan algısıyla doğrudan ilişkilidir. Doğunun ve Batının yaşlılığa yaklaşımındaki farklar, toplumsal hafızanın ve değerler sisteminin bir yansımasıdır:

Her ne kadar son dönemlerde bazı değişimler olsa da, genel manada Türk geleneksel yapısında yaşlılık; tecrübe, bilgelik ve toplumsal hafızanın taşıyıcılığı anlamına gelir. Kararların danışıldığı, hiyerarşinin en üstünde hürmet gören berekettir onlar. İnsanın değeri ürettiği maddi çıktıyla değil, taşıdığı manevi hafıza ve aileye ve topluma kattığı anlamla ölçülür. Yaşlıya bakmak bir yük değil, vicdani bir borçtur.

Öte yandan, kabilevi aşamada kalan ya da çetin doğa koşullarıyla mücadele eden bazı eski Afrika veya Asya kabile kültürlerinde (örneğin eski Japonya’daki Ubasute geleneği veya bazı yerli kabilelerdeki infaz ritüelleri), kaynakların yetersizliği nedeniyle yaşlanan kişilerin kabileye "yük olmama" adına kendilerini ölüme terk ettiği ya da topluluk dışına çıktığı durumlar belgelenmiştir.

İlkel kabilelerdeki kıtlık kaynaklı zorunlu kabullenme, modern Batı tarzı kapitalist dünyada devasa refaha rağmen uygulanmaktadır. Modernite, kabile toplumlarının çaresizlikten yaptığı “feda” davranışını, sistemin sürekliliği için bürokratik bir yasaya ve "ötanazi meşruiyetine" çevirme eğilimindedir.

Mavi İz, distopik bir bilimkurgu anlatısı gibi görünse de günümüz dünyasının gizli faydacı eğilimlerine tutulmuş sert bir aynadır. Şehirlerin, huzurevlerinin veya sigorta sistemlerinin çeperlerine itilen modern yaşlı insan; filmde radikal bir karar vererek edilgen bir "kurban" olmaktan çıkar, etkin bir "özneye" dönüşür.

Film ve toplumsal olgular bize şunu hatırlatır: İnsanın değeri, sadece üretebildiği veya harcayabildiği kadar değildir. Yaşlılığı ve hafızayı değersizleştiren, insanı yalnızca bir "girdi parametresi" olarak gören her sistem ne kadar gelişmiş olursa olsun özünde barbarca bir öjenizmin uygulayıcısıdır.

Doğu'nun yaşlıya biçtiği tecrübe odaklı hürmet ile modern dünyanın tüketim odaklı dışlaması arasındaki mücadele, önümüzdeki yüzyılın en temel insani ve etik imtihanlarından biri olmaya adaydır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.