Okullar; vitrin, podyum ya da kişisel teşhir alanı değildir. Okullar; ahlâkın, edebin, bilginin ve örnekliğin mekânıdır. Bugün ne yazık ki bazı okullarda öğretmenlik mesleğinin ağırlığı unutulmuş, sınıflar adeta kişisel gösteri alanına çevrilmiştir. Açık, özensiz, ölçüsüz ve eğitim ortamına yakışmayan kıyafetlerle sınıfa girenler, farkında olarak ya da olmayarak eğitimin ciddiyetini ayaklar altına almaktadır.
Öğretmen; sadece ders anlatan kişi değildir. Öğretmen, örnektir. Duruşuyla, konuşmasıyla, tavrıyla ve evet, kıyafetiyle örnektir. Bir çocuğun karakteri sınıfta şekillenir. O sınıfta ölçü yoksa, edep yoksa, sınır yoksa; neyi, kime, nasıl anlatıyorsunuz?
“Özgürlük” adı altında sunulan bu laubalilik, özgürlük değil sorumsuzluktur. Devletin okulunda görev yapan bir öğretmen, bireysel heveslerini değil, kamusal sorumluluğunu merkeze almak zorundadır. Burası sosyal medya sahnesi değildir. Burası gelecek nesillerin inşa edildiği kutsal bir alandır.
Kıyafet, basit bir tercih değildir. Kıyafet bir mesajdır. Öğrenciye verilen mesaj şudur: “Ciddiyet önemsiz, sınırlar gereksiz, ölçü çağ dışı.” Sonra da ahlâk erozyonundan, disiplin sorunlarından, saygısızlıktan şikâyet ediliyor. Çelişki burada başlıyor.
Kimse çağdaşlığı teşhirle karıştırmasın. Kimse meslek onurunu bireysel zevklerin arkasına saklamasın. Öğretmenlik, sıradan bir iş değil; toplumun omurgasını taşıyan bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, sınıfa girerken aynaya bakıp “Ben bugün bu çocuklara neyi temsil ediyorum?” sorusunu sormayı gerektirir.
Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda artık susmamalıdır. Kıyafet yönetmelikleri kâğıt üzerinde değil, sahada uygulanmalıdır. Okul; ahlâkın, edebin ve ciddiyetin kalesi olmak zorundadır. Aksi halde okul olmaktan çıkar, sıradanlaşır. Sıradanlaşan eğitim ise bir milletin geleceğini karartır