Burhan TUFAN
Ne Kendi Kimseye Benzer Ne Kimse Kendisine: Müslüman Kimliği ve Yılbaşı
Yılbaşı hazırlıklarına devam ederken, çarşılar, sokaklar, caddeler tamamen yılbaşına odaklanmış durumda. Alışveriş merkezlerine (AVM) gittiğimizde, girişte bizi büyük bir Noel ağacı karşılıyor. Yanında hemen kırmızı, büyük bir koltuk üzerinde de Noel Baba yer alıyor. Çocuklarımızı o koltuğa oturtup fotoğrafını çekiyoruz; hele bir de Noel Baba kostümlü biri varsa, fotoğraf daha da bir güzelleşiyor. TV kanallarının neredeyse tamamında "yılbaşı özel!" programları oluyor, çekirdeğimizi, cipsimizi alıp 10'dan geri sayıyor ve yeni yılı karşılıyoruz.
Yıllar geçip ömür sermayemiz tükendikçe, garip bir şekilde her yeni yılın başında içimizi bir sevinç kaplıyor. İnsanlar yaşlandıkça, sağlıklarını ve sıhhatlerini kaybettikçe sevinir mi? Evet, seviniyor işte. Burada bir yanlışlık var. Biz, bizden olmayanı nasıl bu kadar rahat kabul ettik ve hayatımızın bütün sahasına soktuk? Bu konuyu düşündük mü hiç? Biz bir şeyleri kaybettik: Kendimiz olmayı, kendi şahsiyetimizi,
İslamlığımızı; Müslümanca ve mümince duruşumuzu kaybettik. Yılbaşını kutlamak, tabiri caizse Noel'i sevgiyle karşılamak, "Ben Allah'a inanıyorum, Kur'an'a inanıyorum, Hz. Resul'e inanıyorum" diyen bir Müslüman için doğru mudur?
Yılbaşı! Neymiş bir bakalım isterseniz; Roma İmparatorluğu döneminde, Janus adı altında geçmiş ve geleceği temsil eden bir tanrı vardı. İşte 1 Ocak'ta onun hürmetine kutlanan günlerden biriydi. Hristiyanlıkla beraber yılbaşı düşünüldüğünde, 25 Aralık itibarıyla kutlanan ve dini bir bayram olan Noel, seküler zihniyetin etkisiyle 1 Ocak tarihine, yani yılbaşına kadar uzatıldı. Dolayısıyla, Noel bayramına has olan çam ağacının süslenmesi, Noel Baba figürlerinin bulunması, 1 Ocak tarihini kapsayacak şekilde 25 Aralık tarihinden önce başlamak suretiyle devam etti. Fıkhi bir kaide olan 'cüz, külle tabidir' ilkesinden hareketle; yılbaşı, Noel kutlamalarının bir parçası hükmündedir diye düşünüyorum. Ayrıca, Hristiyanlık içerisindeki farklı mezheplerin de 1 Ocak'ı dini bir bayram havasında geçirdiği gözümüzden kaçmamaktadır.
İslam tarihi içerisinde yılbaşı kutlamaları var mı diye baktığımız zaman, malum olduğu üzere, Müslümanlar için yılın başlangıcı Hicri Yılbaşı'dır. Dolayısıyla, 1 Ocak tarihi itibarıyla yapılan yılbaşı kutlamaları 1400 yıllık İslam geleneğinde kesinlikle yoktur. Bazılarının söylediği gibi; geçen bir yılın nasıl geçtiği hususunda nefis muhasebesi yapmak, gelecek yılın hakkımızda iyi olması için dualar ederek geçirme düşüncesi de son yıllar içerisinde ortaya çıkan bir durumdur. Ayrıca, yılbaşı kutlamalarına alternatif kutlamalarının icra edilmesi de aynı şekilde son dönemlerde ortaya çıkan bir durumdur. Şahsi kanaatime göre yılbaşına alternatif şeyler üretmek yerine kesin bir muhalefet içerisinde olmak şuurlu bir müslüman olmanın gereğidir. Çünkü yılbaşı kutlamalarının dinimizde kesinlikle yeri yoktur.
Milli, manevi ve kültürel değerlerimizde yeri bulunmayan, aksine tamamen başka bir dinin atmosferini taşıyan yılbaşı kutlamalarına katılmak, Müslüman'ın farklılaşması demektir. Halbuki Peygamber Efendimiz, Müslüman'ın bu ve benzeri durumlarda nasıl bir tavırda olması gerektiğini açıkça söylemiştir. Bu konuyla ilgili birkaç hadis-i şerif:
—"Kim bir kavme benzerse, o onlardandır." (Ebu Davud, Libas, 4)
—"Kişi sevdiği ile beraberdir." (Buhârî, Edeb, 96; Müslîm, Birr, 165)
—"Yahudiler ve Hristiyanlar (saçlarını) boyamazlar. Siz onlara muhalefet edin." (Buhârî, Libâs 67)
Hadislerden de anlaşılacağı üzere, Müslüman'ın bir kimliği olması lazım. O da milli, dini ve kültürel özelliklerle bezenmiş, diğerlerinden, ötekilerinden farklılaşan, görüldüğünde "İşte bu evet Müslümandır" denilen bir kimliğe kavuşması demektir. Ayrıca, hadislerden şunları da anlamak önemlidir: Benzediğin kavmin (milletin) ahiretteki durumu neyse sen de o durumla karşı karşıya geleceksin. Sevdiğin kişi, (onsuz olmaz yaşayamam, onsuz cennet bana cehennem gelir dediğin) şayet Allah Teâlâ'nın sevmediği bir kişi ise, vay haline! Kısaca, Rabbin seni onunla beraber haşredecek!
Yine, Kur'an-ı Kerim'deki ayetlerde Allah Teâlâ:
—Yahudi ve Hristiyanların bizleri ancak kendi dinlerine tabi olduğumuzda kabullenebilecekleri (Bakara, 2/120),
—Yahudi ve Hristiyanları dost edinenlerin de onlardan olacağını (Maide, 5/51),
—Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenlerin de kendi aleyhlerinde bir durumun oluşacağını (Nisa, 4/144) açıkça bildirmiştir.
Peygamber Efendimizin sözlerine ve Kur'an-ı Kerim'deki ayetlere baktığımızda, Müslümanların bir kimliğinin olduğu, başkalarına benzemediği görülür. Sanki müslümanın şahsiyetinde ve bütün benliğinde, merhum İbnülemin Mahmut Kemal İNAL hakkında söylenen şu dizeler gerçekleşir:
"Hezâr gıpta o devri kadim efendisine
Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine"