Ferhan BAŞAR
Muharrem Nureddin Coşan ve Evrensel Çağrı
Dededen Toruna: Değişen Dünyada Taşınan Emanet
Yüzyıl değişti. Dünya değişti. İnsanın derdi değişmedi.
Mehmet Zahid Kotku Hazretleri'nin yaşadığı dünyada tekke kapalıydı, ezan Türkçe okunuyordu, İslam kamusal alandan silinmişti. Dünya iki kutuplu bir savaşın içinde gidip geliyordu. O dönemin Müslümanı kimliğini kaybetmemek için direniyor, var olmak için çabalıyordu.
Mahmud Esad Coşan Hocaefendi'nin döneminde sınırlar açıldı, dünya küçüldü, İslam yeniden sahnedeydi. Ama bu sefer başka tehlikeler vardı. Siyasi İslam iktidar hevesiyle yola çıktı. Cemaatler siyasetin malı olmaya başladı. 28 Şubat geldi. Baskı geldi. Ve o baskıyla birlikte hicret. Bir daha dönülemeyen bir yol.
Muharrem Nureddin Coşan Hocaefendi'nin döneminde ise dünya bambaşka bir şeye dönüştü. Ekranlar büyüdü, dikkatler küçüldü. Yapay zeka hayatın her köşesine girdi. İnsan kendinden koptu. İslam dünyası içten çatladı. Körfez İsrail'e el uzattı. Şii ekseni yayıldı. Batı Müslümanları dönüştürmeye, eritmeye, sindirmeye çalıştı. Gazze yandı.
Üç nesil. Üç farklı dünya. Ama taşınan emanet hep aynı: Ehlisünnet çizgisini korumak. İnsanı kaynağına bağlamak. Sahneye değil, gerçeğe bakmak.
Her nesil o emaneti daha ileriye taşıdı.
* * *
Kökler: Üç Nesil, Tek Çizgi
Her şey Mehmet Zahid Kotku Hazretleri'nden başlar.
Kapısından Turgut Özal geçti, Necmettin Erbakan yetişti, Alparslan Türkeş uğradı. Ama Kotku Hazretleri hiçbirinin adamı olmadı. Onları şekillendirdi, onlar tarafından şekillendirilmedi. Her siyasetçiye, her devlet adamına aynı şeyi hatırlattı: Cemaatin görevi devlet yönetmek değil, insan yetiştirmektir. Siyasetçinin görevi ise alime zemin hazırlamaktır.
1980'de vefat etti. Emanet damadı Mahmud Esad Coşan'a geçti.
Esad Coşan Hocaefendi bu mirası üniversiteye, radyoya, kitaplara taşıdı. AKRA FM yayın hayatına girdi. İslam Dergisi çıktı. Tekkenin ilmi artık herkese açık bir sesle konuşuyordu.
Hiçbir siyasi yapıya biat etmedi. Biat etmek bağımsızlığın sonuydu. Bağımsızlığını kaybeden silsile siyasetin malı olurdu.
28 Şubat 1997'de tanklar Sincan'da yürüdü. Herkes sustu. Muhsin Yazıcıoğlu susmadı:
"Ordu gözbebeğimizdir, ancak namlusunu millete çevirmiş tanka selam durmam."
AKRA FM bu sözü Esad Coşan Hocaefendi'ye ilettiğinde Hocaefendi yalnızca şunu söyledi:
"Bunlar altınla yazılacak sözler."
Başka bir şey söylemedi. İki kelime yetmişti.
28 Şubat baskısıyla Esad Coşan Hocaefendi hicret etti. Avustralya'ya gitti. 4 Şubat 2001'de Dubbo'da bir trafik kazasında vefat etti.
Oğlu Muharrem Nureddin Coşan Hocaefendi görevi devraldı.
O GÜNLERDE HİÇ KİMSE HOCAEFENDİ'NİN NE KADAR DERİN, NE KADAR FİRASETLİ, NE KADAR CESUR, NE KADAR FARKLI OLDUĞUNU HİÇ ANLAYAMADI. BELKI HÂLÂ...
Çünkü herkes alıştığı lideri bekliyordu. Kapısına gidilecek, eli öpülecek, sohbetinde oturulacak, özlenince gidip görülecek bir lider. Yüzyıllardır böyleydi. Tekke o yakınlığın mekânıydı, şeyh o dokunuşun sahibiydi.
Muharrem Nureddin Coşan Hocaefendi bambaşka bir anlayışla geldi. Bir mesaj, bir ses, bir ekran. El öpülmedi ama sözü ulaştı. Yüzü görülmedi ama yol gösterildi. Görünmeden var oldu. Sessizden konuştu. Uzaktan dokundu.
Ve o mesajlar yalnızca teselli değildi. Her biri bir okuma, bir uyarı, bir pusulaydı.
* * *
Birinci Dönem (2001–2019): Zemin Kurma
Babası gitti. Emanet devralındı. Sessizce, içeriden çalışıldı.
İlk mesajlar 2001'de AKRA FM'den geldi. Sevgi, dostluk, ayrım yapmadan iyilik. Sade ama köklü. Büyük yükü taşıyan biri henüz sesini bulmaya çalışıyordu.
2003'te babasının anma töreninde şöyle dedi:
"Kur'an-ı Kerim, ademoğluna yaradılış gayesine en uygun nasıl yaşayacağını tarif eden en mükemmel kullanım kılavuzudur."
O yıl aynı zamanda Doğu Türkistan'daki ve Kıbrıs'taki haksızlıklara da dikkat çekti. Yalnızca dini değil, siyasi ufku da genişti. Ama bunu gören çok azdı.
2008'de yöntemini açıkladı:
"İnsanların olayları yüzeysel değil, derinlemesine ve maşayı değil tutan elleri görerek analiz etmesi gerekir."
Sahneye değil, sahneyi kurana bak. Aktöre değil, sisteme bak. Bu hem bir yaşam felsefesi hem de o dönemin en güçlü uyarısıydı.
2011'de MHP'ye, 2015'te mevcut iktidara sağduyulu destek verildi. Ama hiçbir zaman bir partinin içinde erilmedi. Her seferinde denge gözetildi, kimseye biat edilmedi. Dededen gelen çizgi korundu.
Bu dönem inşa dönemidir. Zemin kuruldu. Yöntem yerleşti. Nesil hazırlanmaya başlandı.
* * *
İkinci Dönem (2020–2024): Dünyaya Açılma
2020 ile birlikte her şey değişti. Pandemi. Körfez'in İsrail'e el uzatması. Biden'ın Ermeni tanıması. Taliban'ın Kabil'e girişi. Seçimler. Gazze. Annesinin vefatı.
Artık yalnızca Türkiye yoktu muhatap. Dünya vardı. Ses yükseldi. Hitap genişledi. Mesajlar üç ayrı katmana aynı anda seslenmeye başladı.
Devlet Adamlarına
İngilizce, sert, ilan niteliğinde. Körfez'in İsrail'e el uzattığı tam o gün şu yazıldı:
"Self-imposed living derails. Islam is THE navigation of life. Upload the LAST VERSION now!"
Kendi kafasına göre kurulan her düzen raydan çıkar. Son güncelleme çoktan hazır, yalnızca yüklenmesi bekleniyor. 2024'te en güçlü ilan geldi:
"NO TRANSFORMATION. NO ASSIMILATION. Repent to calibrate and synchronize for THE PATH."
Batı'nın İslam'ı dönüştürme projesine, Şii ekseninin yayılmasına, her türlü baskıya karşı tek cevap: Dönüşme. Erime. Yoluna devam et.
Cemaate ve Sevenlere
Türkçe, baba sesiyle. Biden'ın Ermeni tanımasından bir gün önce, tam Erdoğan'ın o haberi aldığı gün şu söylendi:
"Kurulu ve kurulan sahne seni aldatmasın. Saman alevi dünya menfaati için nefsine uyup şeytan ve şebekesiyle işbirliği yapma."
Sahne değişiyor, aktörler değişiyor. Laik düzenin sahnesi de sahne, siyasi İslam'ın sahnesi de. 2023 seçim öncesinde politikacılara açıkça seslendi:
"İnsanımızın içindeki Müslüman olma özelliği sentetik İslam ile yok ediliyor. Kur'an ve Sünnet odak noktamız olmaktan çıkarsa ruhsuz cesetler oluruz."
Tüm İnsanlığa
Sınır tanımayan, dil aşan bir hitap:
"My name is Eight Billion. I contain an angel and a devil struggling inside."
Sekiz milyar insanın ortak derdi, ortak çıkışı. Yalnızca Müslümana değil, içindeki iyiyi arayan herkese.
Annesinin vefatı Gazze'nin en kanlı günlerine denk geldi. O gün annesini anlattı, Gazze'yi değil. Dünya ölümü trajedi olarak çerçeveliyordu. Hocaefendi annesini Firdevs'e uğurlarken başka bir şey söylüyordu: İslam üzere yaşanan bir ömrün sonu kayıp değildir, kazançtır. Gazze'de gidenler de oradadır.
Bu dönem ilan dönemidir. Çerçeve kuruldu. Cevap verildi.
* * *
Ufka Yolculuk: Bir Nesil İnşası
Mesajlar anlık uyarılardı yüreğe dokunuyordu. Ama Hocaefendi bununla yetinmedi. Akla da dokunmak gerekiyordu.
2013'te Ufka Yolculuk Bilgi ve Kültür Yarışması başladı. Bugün Türkiye'nin en geniş katılımlı sivil yarışmasıdır. Her yıl farklı bir konu, milyonlarca katılımcı, ilkokuldan yetişkine kadar herkes. Ama bu bir yarışma değil, sessiz bir müfredattır.
İlk yıl İlmihal dinin pratik temeli. Sonra Kur'an meali, Hadis, Peygamber'in hayatı, Güzel Ahlak, Sünnet, Sağlıklı Yaşam, Ramazan, Hacı Bektaş-ı Veli ve en son: Nasıl İnanmalı?
Başladığı soruya döndü. Ama araya giren 13 yılda bir nesil yetişmişti. Asıl kaynağa bağlanmış, örnek şahsiyeti tanımış, ahlakla kuşanmış, hayatın içinde İslam'ı yaşamayı öğrenmişti. Artık o soruyu hak edecek birikime sahiplerdi.
Mesajlar yüreği sarsıyordu. Yarışmalar aklı inşa ediyordu. Biri olmadan diğeri eksik kalırdı. Hocaefendi ikisini birlikte yürüttü.
Yarışmanın kalıcı sloganı: İlk Sözleşmeni Hatırla! Bu slogan Hocaefendi'nin kendi mesajından alınmıştı. Kalıcılaştırıldı. Nesle işlendi. Hedef netti: Hafızayı tazelemek. Reformizmin ve Şii ekseninin açtığı yaraları Sünnet ve ahlakla sarmak. Yaklaşan büyük kaosa karşı zihni berrak, kalbi diri bir nesil hazırlamak.
* * *
Üçüncü Dönem (2025–2026): İçe Dönüş
2025 ile birlikte söylemlerdeki ton değişti.
Dünya yeni bir eşiğe geldi. Yapay zeka hayatın her köşesine girdi. İnsan ekrana baktı, kendini kaybetti. Tüketim had safhaya ulaştı. Yıllık 250 milyar metreküp içme suyu israf ediliyordu. Gıda çöpe gidiyordu. İnsanın fıtratından uzaklaşması bu kez dijital bir hız kazanmıştı.
Ve Hocaefendi durdu.
Ses berraklaştı. Söylemler öze döndü. Güneş ışığından faydalanma. Tabiata uyum. Su ve gıda israfı. İtikaf.
"Ramazanı yaşamanın en güzel hali, İtikâf. Kadir Gecesine denk gelip ibadete yoğunlaşmak için güzel bir vesile."
Bu bir yorgunluk değildi. Büyük çıkışlardan önce içe çekilmek gerekir. Dışarıya bağırmak yerine içeride derinleşmek zamanıydı. Hem kendisi için, hem cemaati için, hem de dünyaya söyleyeceği bir sonraki söz için.
Dünya yeni bir döneme giriyordu. Ve Hocaefendi o döneme hazırlanıyordu.
* * *
Son: Kazanırsın, Sen İstersen
Tüm bu yolculuğun özü tek bir mesajda derinleşti.
Hocaefendi o mesajda önce iki peygamberin adını andı:
"Allah'ım, Elyasa'ya selam olsun. Allah'ım, Zülkifl'e selam olsun. Allah'ım, Muhammed'e selam olsun."
Elyasa sabırla görevde kalandır. Zülkifl öfkesine yenilmeyendir, her zorluğa rağmen dik durandır. Ve Muhammed tüm insanlığa gönderilen son rehberdir.
Sonra doğrudan bana seslendi. Devlet adamına değil, cemaate değil, bana:
"Bu; rüya değil, masal, hikaye, roman değil! Vücuduna batan dikendeki gerçek hissiyat misali, tam manasıyla aklına, gönlüne, yaşam odağının eksenine hitap eden bir müjde ve uyarı mesajıdır."
"Tüylerin ürpersin, kalbin güm güm atsın, dizinin bağı çözülsün. Bu sensin, yanındaki arkadaşın değil."
Ve en sona ümidi koydu:
"Pişman ol, çıkış ara, çabala. Allah'ın vaadi gerçektir. O'nun ipine sarıl. Allah afvı sever, kulunun gayretini görür, merhamet eder, hidayete erdirir. Rabbi'nin hoşnutluğu, sonsuzluk, cennet. Kazanırsın. Sen istersen."
Mehmet Zahid Kotku Hazretleri tohumları ekti. Esad Coşan Hocaefendi ağacı büyüttü. Muharrem Nureddin Hocaefendi meyveyi dünyaya sunuyor.
Her nesil o emaneti daha ileriye taşıyor.
Ve o emanet hâlâ taşınmaktadır.
İlk Sözleşmeni Hatırla!