Rasim DUMAN
Montrö ve Lozan Kıskacında Boğazlar: Egemenlik mi, Esaret mi?
Kıymetli dostlarım, geçtiğimiz günlerde TGRT canlı yayınına katılan Emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş’un Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni hararetle savunan "vahim" açıklamalarını hayretle takip ettim. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde korgenerallik rütbesine kadar yükselmiş bir ismin, tarihimizin en tartışmalı belgelerinden biri olan bu sözleşmeyi "kusursuz bir zafer" gibi sunması, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda milli izzetinefsimiz adına içler acısı bir tablodur.
Boğazlar Sözleşmesi: Bir "Facia"nın Perde Arkası
Bir gerçeği net koyalım: Montrö, aslında 1923 yılında imzalanan o meşhur Lozan İhanet ve Hıyanet Andlaşması’nın bir eki olan "Boğazlar Sözleşmesi"nin 1936’da kısmen makyajlanmış halidir. 1923’teki o ilk sözleşme tam bir faciaydı! Düşünün ki, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın kıyısından 15 kilometre içeriye kadar Türk askerinin girmesi yasaklanmıştı.
Neden mi 15 kilometre? Çünkü o dönemin top menzilleri bu kadardı. İngiliz ve Fransızlar, Boğazlar’da bir harekat yapacakları zaman Türk bataryaları onlara ateş edemesin diye bu maddeyi dikte etmişlerdi.
Montrö Neyi Değiştirdi, Neyi Baki Kıldı?
1936’daki Montrö ile bu 15 kilometrelik asker yasağı kaldırıldı; evet, en büyük "revizyon" buydu. Ancak madalyonun öteki yüzü hala karanlık:
-
Ücretsiz Geçiş: Ticari gemiler hala Boğazlarımızdan elini kolunu sallayarak, bir kuruş geçiş ücreti ödemeden geçebiliyor. Kendi karasularımızda neden bedavacı ağırlıyoruz?
-
Yabancı Devletlerin Söz Hakkı: Bugün Boğazlar üzerinde bir düzenleme yapmak istesek, karşımızda sadece büyük devletleri değil, Yunanistan’ı bile buluyoruz. Kendi toprağımızda Yunan’ın "Montrö’ye aykırı, izin vermem!" deme hakkı olması bir zillet değil midir?
Tarihsel Hafıza ve Kanal İstanbul
Bu vahim tabloyu anlamak için merhum Kadir Mısıroğlu’nun "Lozan: Zafer mi, Hezimet mi?" eserine bakmak kâfidir. Orada bu andlaşmaların Türk milletinin boğazına nasıl bir ilmek geçirdiği tüm çıplaklığıyla anlatılır.
Şimdi daha net anlaşılıyor değil mi; bu çevrelerin Kanal İstanbul projesine neden bu kadar canhıraş bir şekilde karşı çıktıkları? Montrö’nün prangalarından kurtulmak, tam bağımsız bir Boğaz yönetimine sahip olmak demek, bu statükocu zihniyetin ve onları "yemleyen" sahiplerinin işine gelmiyor.
Sonuç: Cehalet mi, Gaflet mi?
Bir askerin, kendi topraklarında yabancı devletlerin söz hakkı sahibi olmasını "üstün bir deha" ürünü olarak pazarlaması, diplomatik ve tarihi bilgilerden ne kadar mahrum yetiştiğinin göstergesidir. Milli hassasiyetten yoksun bu açıklamalar, emeklilik hayatlarında dahi bir uyanışın gerçekleşmediğini ispatlıyor.
Bizim olanın üzerinde tam hakimiyet kurana dek gerçek bağımsızlıktan söz edemeyiz.
Selâm ve dua ile kıymetli dostlarım.