Kimlik Saçtan Başlar: Sünnete Uygun Saç Kesimi ve Modernite Çıkmazı

Özellikle son on yılda genç kuşağın ayna karşısındaki mesaisi sadece bir "yakışıklılık" arayışı değil, aynı zamanda derin bir kimlik arayışına dönüştü. Ancak bu arayışta rotanın pusulası biraz şaşmış durumda. Saç kesimlerinden giyim kuşamlarına kadar gençlerimizin büyük bir kısmı, Batılı figürleri veya popüler kültür ikonlarını taklit ederken kendi köklerinden hızla uzaklaşıyor. Batı’nın "kültür emperyalizmi", sessizce estetik algılarımızı işgal ediyor.

Oysa bizler, Medine-i Münevvere’de sadece bir şehir değil, bir İslam Medeniyeti inşa eden bir Peygamberin (s.a.v) ümmetiyiz. Allah Resulü, sosyal yapıyı kurgularken giyimden kuşama, hatta saç kesimine kadar her detayı bu medeniyetin bir parçası olarak nakış gibi işlemişti. Bugün ise maalesef, Peygamberini çok sevdiğini söyleyen bir milletin evlatları, rehber olarak hadisleri değil, Hollywood yıldızlarını veya arkaik toplulukların modellerini örnek alıyor.

"Ya Hep Tıraş Edin Ya Hep Bırakın!"

İslam’da her şeyde olduğu gibi dış görünüşte de bir denge ve vakur bir duruş esastır. Saç kesimi konusunda Efendimiz’in (s.a.v) net bir çizgisi vardır. Sahih kaynaklarda (Buhârî, Müslim) geçtiği üzere Resûlullah, başın bir kısmının tıraş edilip bir kısmının (perçem olarak) bırakılmasını yani "kaza" usulünü kesinlikle yasaklamıştır.

Bir gün saçının bir kısmı tıraş edilmiş, diğer kısımları bırakılmış bir çocuk gördüğünde aile fertlerini uyararak şu ölçüyü koymuştur:

“Ya hep tıraş edin ya hep bırakın!” (Ebû Dâvûd, Tereccül 14)

Bu uyarı sadece bir estetik tercihi değil; Müslüman şahsiyetinin parçalanmışlıktan uzak, bütüncül ve taklitten arınmış olması gerektiğinin bir simgesidir.

Yas ve Günlük Hayatın Dengesi

Abdullah İbni Cafer (r.a.) vasıtasıyla ulaştığımız bir başka hatıra, saç kesiminin sosyal hayattaki işlevini gösterir. Mute şehidi Cafer-i Tayyar’ın çocukları için üç günlük yas süresi dolduğunda, Efendimiz bizzat berber çağırtmış ve çocukların saçlarını tıraş ettirmiştir. Bu hareket, ailenin artık yastan çıktığının, normal hayata döndüğünün ve toplumla yeniden bütünleştiğinin fiili bir ilanı olmuştur. Yani tıraş, sadece bir temizlik değil, bir hal değişimidir.

Hanımlar İçin Zarafet ve Fıtrat

İslam, kadının fıtratını ve estetiğini de koruma altına almıştır. Hz. Ali’den (r.a) nakledilen hadislerde, kadınların saçlarını kökünden kazıtmaları yasaklanmıştır. Hanımlar için saç, bir ziynet ve yaratılışın bir parçasıdır. Hac gibi ibadetlerde bile erkekler için "kazıtmak" faziletliyken, hanımlar için sadece "kısaltmak" (taksîr) yeterli görülmüştür. Bu, fıtrata duyulan saygının bir tezahürüdür.

Mesele Sadece Bir "Model" Değil

"Canım alt tarafı bir tıraş, bu kadar büyütmeye gerek var mı?" diyebilirsiniz. Ancak mesele saçın uzunluğu veya kısalığı değil, kimin izinden gidildiğidir. Bugün "moda" adı altında sunulan birçok stil, aslında bir kimlik yozlaşmasının dışa vurumudur. Müslüman bir gencin, başka kültürlerin fâsık veya müşrik modellerini "moda" diyerek başının üstünde taşıması, ruh dünyasındaki aidiyet karmaşasının bir delilidir.

Kendi kültür dünyamızı yansıtan, vakur ve sünnete uygun bir dış görünüş; şahsiyetin kalesidir. Ne Batılılaşma masalları ne de "çağdaşlık" iddiaları, bu kimlik kaybını meşru kılamaz. Artık aynaya baktığımızda sadece yüzümüzü değil, hangi medeniyete ait olduğumuzu da görme vaktimiz geldi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.