Cem MURAT
Kağıt Paranın Önce Kağıda, Sonra Samana Doğru Yolculuğu
ABD’nin 16. Başkanı Abraham Lincoln, savaşın en kanlı günlerinde bile hissetmediği bir endişeyi şu sözlerle dile getirmişti: "Büyük şirketlerin tahta oturduğu, paranın azınlıkta toplandığı bir kriz görüyorum ve cumhuriyet yıkılıyor." Ondan yıllar önce Thomas Jefferson ise daha net bir hedef gösteriyordu: "Kâğıt paranın bir değeri yoktur; o paranın hayaletidir, kendisi değildir. İnanıyorum ki bankalar, sınırlarımızı tehdit eden ordulardan daha tehlikelidir."
Batı’nın Refah Terbiyesi ve Kuralsızlık İdeolojisi
Daha evvel de vurguladığım gibi; Batı insanının terbiyesi refah ve para, Doğu insanınınki ise yokluk ve fakirliktir. Yaklaşık yirmi yıl öncesine kadar Batı’da hayat sahte bir cennet gibiydi. Bankalar kolaylıkla kredi dağıtıyor, tüketim kredileriyle harcamalar körükleniyor, yatırım kredileriyle sanayici uyutuluyordu. GSMH rakamları yükseldikçe siyasetçiler mest oluyor, bu bolluk sarhoşluğu içinde tehlikeli bir ideoloji filizleniyordu: Ekonomik faaliyetler hukukun dışına çıkarılmalıydı.
"Kuralsızlaştırma" ve "serbestleştirme" etiketleri altında; kanun, polis ve mahkeme gibi "lüzumsuz" şeyler tasfiye edildi. Eskiden suç sayılan fiiller; gölge bankacılık (shadow banking), bilanço dışı işlemler ve teminatsız sigorta faaliyetleri adıyla meşrulaştırıldı. Batı’da adaletin içi boşalırken, yerini küresel bir "finans raconuna" bıraktı.
Küresel Küstahlık: Kural Koyan vs. Faturayı Ödeyen
Küresel güçlerle ulus devletlerin bu amansız savaşını, Türkiye’deki seküler kesim ile muhafazakârların çekişmesine benzetiyorum. Bu benzerlik tesadüf değildir; bir "yönetme ve suçlama" biçimidir. Küresel sistemde kuralları koyanlar nasılsa küreselcilerdir; Türkiye’de de kurucu unsur kuralları koymuştur. Ancak ilginç olan şudur: Kuralı koyan, her fırsatta muhafazakârları suçlayarak kendini her türlü hatadan ve suçtan muaf tutan bir tavır sergilemektedir.
Tıpkı küresel finans devlerinin, kendi yarattıkları krizlerin faturasını her daim ulus devletlerin beceriksizliğine kesmesi gibi... Hırsız kuralları kendi lehine yazar, oyun bozulduğunda ise "ev sahibi evi koruyamadı" diyerek suçlu sandalyesine ulus devletleri oturtur. Gücünü ulustan alan devletler, bu küresel/kurumsal kibirle dans edemiyor; çünkü sorunlar küresel, faturalar ise yereldir.
Sonuç
Türkiye, Kerkük-Türkiye petrol boru hattını açarak bu devasa satranç tahtasında bir hamle yapmaya çalışırken, dünya paranın "hayaletinden" kurtulup çıplak gerçekle yüzleşiyor. İstikbal dolandırıcılığı, bugün modern finans maskesiyle karşımızda duruyor. Eğer kuralı koyanların "suçtan muaf" tavırlarını ve halkın üzerine yıktıkları faturaları sorgulamazsak; o süslü banknotların önce kağıda, en nihayetinde ise bir hayvanın önündeki samana doğru yolculuğunu seyretmekten başka çaremiz kalmayacak.