FATİHIN MİRASI VE FETHIN RUHU ÜZERİNE

Bugün İstanbul'un Fethinin 573. yıl dönümünü geride bırakmış durumdayız.
Şanlı bir maziye sahip olmak muhakkak ki bizim için bir iftihar tablosudur ancak bu şanlı mazinin içindeki değerlere bağlı kalmak, Fatihin ve Fethin bize bıraktığı ruha sahip çıkmak bugün Anadolu'nun her asil gencinin vazgeçilmez bir boyun borcudur.Fatih, İstanbul'u sadece üzerinde Türk bayrağı dalgalansın diye almadı elbette. Burayı bir Muhammedi ruhla alarak İslam beldesi yaptı.Burası müjdelenen şehirdi.O şehir ki kutlu Peygamberin Hendek'teki kıvılcımlardan bakıp çağları aşan müjdesiydi.Hz.Peygamberin mübarek dudaklarından dökülen bir müjdeydi o. Ve İstanbul, Peygamberden ve Fatih'ten bize miras olarak kalan şehirlerin en güzeli. Bugün işte o mirasa ne kadar sahip çıktığımızı sorgulayarak kendi vicdanımızla hesaplaşmamız gerekecektir.

"FATİHİN ŞAHSİYETİ"

Osmanlı Devleti "kuvvet ve kudret" anlamına gelen Oğuzların Kayı boyuna mensupturlar. Henüz tarih sahnesine çıkmadan büyük bir şahsiyet sahibi olacakları, mensup oldukları boydan belliydi sanki. Bundan dolayıdır ki Osman Gazi'den Yavuz Sultan Selim'e kadar ki Osmanlı padişahları adeta veli derecesinde olup arif, alim ve hekim şahsiyete sahiptirler.Aklın kalp ile buluştuğu ve ruhla mayalandığı bu büyük şahsiyetler belki de Fatihin şahsiyetinde kemâle ermiştir. Fatih, Osmanlı padişahlarının zirve noktasıdır.
Nurettin Topçu'ya göre "Kanuni'ye kadar bir deha zinciri vardır."

Şehzade Mehmet henüz 8 yaşındayken Manisa sancakbeylıgine gönderildi. 18 yaşına geldiği zaman altı lisana vakıftı. Mühendislik, resim ve edebiyat sahasında söz sahibiydi.7 yaşında hafız olan Fatih, Molla Gürani'nin talebesiydi. Molla Seraceddin, Molla Ayas, Molla Sinan'dan ders aldı. Fatihi yetiştiren şahsiyetlerin hepsi Fatih'i adeta "Büyük Fetih'e" hazırlıyorlardı.
O İstanbul'u alır almaz İstanbul'a dünyanın her tarafından alimleri getirtti.Gerçek bir Rönesansı başlatma amacını taşıyordu.

Fatih; İrade,İman ve aksiyon adamıdır.
Bizim mazimiz Fatihtir, Fatihin mazisi peygamberdir.O,büyük mazisini Peygamberden devralmıştı.
Mazi, köktür. Kök ne kadar derinse şahsiyet o kadar büyüktür. Bugün bu şanlı maziye ne kadarda ihtiyacımız var.
Ecdadında büyükler bulunmazsa ,insan ister istemez küçük doğar, millet küçük yaşar. Bu necip milletin büyüklüğü ecdadın büyüklüğünden gelmektedir. Biz istesekte küçük düşünemeyiz, çünkü ufukta Fatihin,Yavuzun, Kanuni'nin hayalleri görünmektedir.
Bugün neslimiz bir irade hastalığına yakalanmıştır. Çünkü mazisi elinden alınmış, köklerle irtibat koparılmış ve nihayetinde nesil pusulasını kaybetmiştir. Köklerle irtibatını koparan bir milletin evlatlarının tek kurtarıcısı hiç şüphesiz maziden ilham almaktır.
Fatih, coğrafyayı değiştirerek adeta Osmanlının kaderini de değiştirmiştir.

Fatih, istanbuldan sonra Roma'ya da göz diken Kızılelma kahramanıdır.

Fatih sırlarını kimseye söylemezdi. Bir sefer sırasında Kazasker dayanamayıp sordu; Padişahım sefer nereye?
Fatih; eğer sakalımın tellerinden bir tanesi dahi ne yapmak istediğimi bilseydi onu hemen koparır yakardım diye müthiş bir cevap verir.

Fatih, ilim adamı, devlet adamı ve gönül adamıdır.

"FETHİN FELSEFESİ"

Fatih; aklın, bilginin ve gücün sahibiydi. Kendisine bağlı on binlerce askerin eşsiz komutanıydı.Onların arasında tevazu ile dolaşırdı.
Gücünü islamdan alıyordu ve İslam devletin herşeyine nüfuz etmişti.
Akşemseddin ise hem ilim sahibi, hem kalp ve hikmet sahibi hem de ruh sahibiydi.Bir taraftan Maddi iktidar, diğer taraftan ise manevi iktidar tek hedefte birleşmişti. Tıpkı Aristoya boyun eğen büyük iskender gibi Fatihte,manevi iktidarın önünde eğildi. İşte fethin kapılarını açan irade bütün bu olguların tek vücutta birleşmesiydi.
Fatihin kılıcı, Halid bin Velidin kılıcından güç alıyordu, çelikten bir irade vardı ki o iradenin özü imandı.
Fatih, ruhunu elbette islamdan alıyordu.Fatihin devletinde devletle din, etle tırnak gibiydi.Ruhla beden gibi birbirine karışmıstı.
Fetihten sonraki Rum halkının affedilmesi fethin emin bekçisi oldu. Bu affediş ahlakı, Mekke'ye giren Hz.Peygamberin, Kudüs'e giren Hz. Ömerin Yüce Yaratıcıdan, ötelerin ötesinden aldıkları af ve mağfiret ahlakıydı. İşte bu adalet ahlakından dolayı İstanbul'daki piskoposlar Roma'ya giderek Fatihin adaletinden razı olduklarını, yeni bir haçlı seferinin düzenlenmemesi gerektiğini anlatırlar.
Ve bu şekilde İstanbul üzerine büyük bir haçlı seferinin düzenlenmesi engellenmiş olur.

Bugün yeni Fatihler, Yavuzlar yetiştirecek irade nerde?
Bize gerçek Fatihler lazım!
En başta ruhumuzda yeni fetihler gerçekleştirecek, gönlümüzü ebedi yolculuğa sevkedecek, bizi maddenin esaretinden kurtaracak gerçek ve bir olanın yoluna sevkedecek Fatihler Yavuzlar lazım. O Fatihler ki sahte değil, Peygamberin işaret ettiği gerçek kahramanlar.

Maddeye tapıyoruz çünkü ruhumuzu kaybettik!
Onun için geleceğimiz karanlık, Fatihler,Yavuzlar kabirlerinde huzursuzdur. gençlerimize örnek olan Gönül dünyamızın bekçileri Yunuslar,Mevlanalar Gazzaliler huzursuzdur.

Ey büyük adam olacaklar!
Fatihler, Yavuzlar yoksa uzaklaşın halkın içinden, bekleyin hakikatin adamlarını!
Güçlü olana değil, güçlü olan "Hakikate" sarılınız!

Yaklaşık bir asır evvel, Amerikalı bir mühendis Hamlen,İstanbul'daki tepelerin birine çıkarak; "Fatih, bu şehri bu tepelerden fethetmiş, ben bu milletin kültürünü yine bu tepeden fethedecegim" der.
Bugün binlerce haçlı ordusunun yapamadığını biz kendi ellerimizle yaptık. Ecdadımız, han,hamam, cami, medrese, çeşme, imaret yaparken bizler stadyumlar, Avm'ler ve konser alanları inşa ettik. İstanbul başta olmak üzere bütün şehirlerimizin siluetini değiştirdik.
Şehirlerimiz artık meyhane kokuyor, fethin kokusunu çoktan kaybettik. Sahte Fatihler doldu şehirlerimizde, "aldanmayın" der Nurettin Topçu.
Şehirlerimiz ruhunu kaybetti. Şekillerde ruh kalmadı ve bu ruhsuzluk bizi boşlukta bıraktı.

EBEDİ FETİH

Fatih Sultan Mehmet kendi yaptırdığı Sahn-ı Seman medreseleri içinde bir odaya sahip olmak ister. Ancak dönemin medrese şartları buna izin vermemektedir. Müderrisler toplanır ve Fatih için bir imtihan hazırlarlar. İmtihanı geçtiği taktirde kendisine bir oda verileceği karara bağlanır.yapılan İmtihanı geçen Fatih medresede bir odaya sahip olur. Osmanlı Devletinin ilim anlayışı "hakkaniyet" üzerine kuruluydu. Padişahta olsa kimseye iltimas yapılmazdı. Fatih devrinde bu şekilde ilimde Rönesans başladı. Devrin büyük bilginlerinden biri olan Ali Kuşçu İstanbul'a davet edilerek Sahn-ı Seman medreselerinde görev verilmiştir.
Osmanlıda ilim,eğitim, sanat ve mimari ruhunu islamdan alıyordu.Bütün hareketler Allah'a hesap verme amacı üzerine kuruluydu. Karıncaya dahi hesap verme korkusu vardı. İşte bu korku ve şuur, ecdadın altı asırlık hareket metoduydu.

Karıncaya dahi hesap verme sorumluluğunu benliğinde taşıyan ecdadımızı savaş alanında geçemeyen düşman, bugün tüm imkanlarıyla içimizden geçmeye çalışıyor. Düşman, dışımızda iken görüyor ona göre tedbir alıyorduk. Bugün zehirli iğnesini benliğimizin her tarafına geçiren düşman eğitim, sanat, aile,iktisat, ahlak ve dini değerlerimize kadar zehrini akıtmış durumda. İşte bu düşman Kosova savaşında Murad-ı Hüdavendigarı şehit eden düşmandır, Sultan Abdülaziz'in bileklerini kesen düşmandır. Sultan Abdülhamidi tahttan indirip sürgüne gönderen düşmandır. Bu öyle bir düşman ki kendini göstermeyen ancak benliğimize girip ruhumuzu çürütmek isteyen, bizi bin yıllık mazimizden ayırmak isteyen bizi islam şuurundan ayırmak isteyen sinsi bir düşmandır.
Her hareketinde islam şuuru olan bir milletin evlatları nasıl olurda mazisinden nefret eder hale geldiler?
Nasıl oldu da ruhlarımıza Batının zehirli mayası karıştı!
Çağa hükmeden, çağa öncülük eden, zamanın ve mekanın gerçek Fatihleri islamın her zerresine sarılarak zirveye yükseldi. Bugün biz bu zirveden ne kadar uzaktayız..
Bize Fatih'in,Yavuz'un, Yunus'un, Mevlana'nın ruhu lazım!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.