Mehmet KAÇAR
İnsanoğlu Yaşarken İslami Bir Karakter Göstermelidir!
Günümüz dünyasında en büyük eksikliğimiz, inandığımız değerler ile yaşadığımız hayat arasındaki o derin uçurumdur. Eğer bir insan "Müslüman’ım" diyorsa; bu iddiasını sadece diliyle değil, yaşam tarzıyla, kılık kıyafetiyle, konuşma üslubuyla ve kültürel duruşuyla da mühürlemelidir. Ancak ne yazık ki modern çağın insanı, vahiyle inşa edilen bir karakter yerine, kendi zihninde ürettiği "kişisel sistemleri" dinleştirme yoluna gitmiştir.
İnsan Yapımı Kutsallar ve Peygamberlerin Terk Edilişi
İnsanlık tarihi, aklına uygun bir din (sistem) üretip sonra da o sistemin ilahlığına soyunanların hikâyeleriyle doludur. Kendi kurallarını kutsallaştıran insanoğlu, peygamberlerin getirdiği evrensel öğretileri bir kenara iterek, kendi yaşam tarzını "din" diye dayatmaya başlamıştır.
Bu çarpık sistemin bekası için peygamberleri dahi katletmeyi göze alan bir zihniyet, bugün de yeni silahlar geliştirerek masumları kurban etmeye devam ediyor. Kurulan bu yapay düzenler; ırkçılık, adaletsizlik, sömürü ve ahlaksızlık üzerine inşa ediliyor. İlahi olanın yerini, beşerin kirli hırsları aldığında ortaya çıkan tek sonuç ise köleleşmiş bir toplumdur.
"Mülk Allah'ındır" Sözünün Ardındaki Vahşet
Dillerden düşmeyen "Mülk Allah’ındır" hakikati, maalesef uygulamada yerini parselleme kavgasına bırakmıştır. Allah’ın tüm insanlığa sunduğu yeryüzünü; bayraklar, sınırlar ve ideolojiler üzerinden parçalayanlar, icat ettikleri bu "kutsallar" uğruna milyonlarca mazlumun kanına girmektedir.
Tabiatı talan eden, uzayı kirleten ve doğayı yaşanmaz hale getiren insanoğlu, mülkün asıl sahibini unutmuş görünmektedir. Oysa insandan önce var olan mülk, kıyamet koptuğunda yine asıl sahibi olan Allah (C.C)’a dönecektir. Müslümanlar, ilahi kuralları hayatlarına rehber edebilselerdi, bugün bambaşka bir dünya tablosuyla karşı karşıya olacaktık.
Taklitçi Ahlak ve Dinin Sömürülmesi
Lafı uzatmadan özetlemek gerekirse; İslam’ın muazzam sistemini hayatımızla örneklendirmedikçe çıkış yolumuz yoktur. Kendi öz değerlerimizi bırakıp farklı inanç gruplarının ahlakıyla ahlaklandığımız, onların kültürüne bende olduğumuz sürece insan onurunu korumamız imkânsızdır.
Dini bir sömürü aracı haline getirenlere sessiz kaldık; politikadan sanata, felsefeden edebiyata kadar her alanda bu kutsal değerin içinin boşaltılmasını alkışladık. Bugün dünyanın dört bir yanında akan Müslüman kanı, bu sessizliğimizin ve sorumluluktan kaçışımızın bir bedelidir.
Unutmayalım: İnandığı gibi yaşamayanlar, yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar. Gerçek bir İslami karakter sergilemek, sadece bir tercih değil, insanlık onurunu kurtaracak tek sorumluluğumuzdur.