Abdullah Durmuş BAYSAL
Hayat Öyle İlginç ki.
Güven duymak hayatı kolaylaştırır; ama güveni mutlaklaştırmak hayatı zorlaştırır. Güven duyduğumuz kişilerin hata yapmayacağını varsayarak hayat planı yapmak, en büyük yanılgılardan biridir. Aslında insanın kendine aşırı güvenmesi bile başlı başına bir hatadır.
Elbette güvenerek işlerimizi yapmalıyız. Güvensiz bir hayat ne mümkün ne de sağlıklıdır. Ancak güven duyduğumuz kişi hata yaptığında, onu görmezden gelmek ya da susmak erdem değildir. Asıl erdem, kırmadan, incitmeden, usulü dairesinde uyarmayı bilmektir. Doğru yapılan bir uyarı dostluğu zedelemez; aksine derinleştirir.
Unutmayalım: Allah her insana farklı bir kabiliyet vermiştir. Bir insan her konuda iyi olamaz. Buna rağmen başarısız insanlar genellikle suçu hep başkalarına atar, bahanelerin arkasına saklanır ve kendilerinde asla kusur görmezler. Oysa hepimiz insanız ve hata yapabiliriz. Bu gerçeği kabullenmek, zayıflık değil; olgunluktur.
İlginçtir, insanın makamı, parası ve iktidarı arttıkça, dışarıdan bakıldığında daha güçlü zannedilir. Oysa çoğu zaman tam tersi olur: O kişi aslında daha aciz bir hâle düşer. Hayat hikâyelerini dikkatle dinlediğinizde, o ihtişamın ardındaki kırılganlığı, korkuyu ve tavizleri görürsünüz. Serveti ve makamı korumak adına verilen ödünler, insanı yavaş yavaş içten içe tüketir. İster tarihe bakın ister bugüne; manzara pek değişmez. Çünkü hakiki güç ve kuvvet yalnız Allah’a aittir.
Başımıza gelen her olayın zorluk derecesi, o olaya yüklediğimiz anlamla doğrudan ilişkilidir. Yüklediğiniz anlam büyüdükçe, olayın katsayısı artar; katsayı arttıkça stres çoğalır. Bu katsayıyı düşürmenin yolu ise basiret ve feraset sahibi insanlarla istişare etmektir. İnsan tek başına düşününce daralır; danıştıkça genişler.
Cemil Meriç’in şu cümlesi, çağımızın özetidir:
“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar, eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmalarıdır.”
Hayat, ders almasını bilmeyenler için acı veren tekrarlar silsilesidir. Evliliğin ilk yılında edilen kavganın sebebiyle, onuncu yılında edilen kavganın sebebi çoğu zaman aynıdır. İş hayatında da benzer şeyler geçerlidir. Sorunların kök nedenleri genellikle değişmez. Sadece mekân, zaman ve oyuncular değişir.
Bu yüzden geçmişi iyi analiz etmek şarttır. Sürekli aynı yerde otlayanlar kaybeder. İnekler bile her gün aynı yerde otlamıyor.
Bu durum sadece bireyler için değil, ülkeler için de geçerlidir. Az gelişmiş ülkeler belki golü hep aynı köşeden yemez; ama nedense sürekli gol yerler. Çünkü gerçeklerle yüzleşmekten kaçınır, hatalarından ders almak yerine sürekli şikâyet ederler.