Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Hakikate sadakat yemini

Genç arkadaş!

Hayatım boyunca birçok insan dinledim. Bilgi aldım, defterler doldurdum, cümleler ezberledim. Ama hiçbirini kendime rehber edinmedim. Çünkü rehberlik, kürsüden konuşmak değil; ateşin içine yürümektir. Bizim rehberimiz bellidir; Hz. Muhammed (s.a.v.). Onu rehber kılmak, adını zikretmekle olmaz; onun gibi bedel ödemeye razı olmakla olur.

Din anlatanlara dikkat et. Peygamber Efendimiz’nden söz ederken yüzü kızaran birini gördüğünde bil ki orada hâlâ utanma denen kadim emanet yaşıyordur. Ama onu masal anlatır gibi aktaranlardan uzak dur. Çünkü onlar seni Peygamber’e yaklaştırmaz; Peygamber’i kendi konforlarına indirirler. Müslümanlığını bugünün rahat koltuklarından ölçme. Asr-ı Saadet bir hatıra albümü değildir; bir muhasebe aynasıdır. Kim nerede duruyor, orada görünür.

Bilgisi çok olanları değil, hayatı Peygamber’e benzeyenleri ölçü al. Çünkü bilgi, ahlâkla birleşmediğinde keskin bir bıçaktır. O bıçak çoğu zaman mazlumun sırtında denenir.

Maddiyata bulaşmadığını söyleyip hayata hiç karışmayanları da tanıyacaksın. Onların anlattığı din steril bir laboratuvar dinidir. Kan görmez, ter koklamaz, çamura basmaz. Hayata değmeyen bir din, hakikati taşıyamaz. Din, yalnızca kalpte saklanan bir niyet değil; sokakta, işte, pazarda, mahkemede sözü ve bedeli olan bir nizamdır.

Yanında çalıştırdığı insanlara ayet ve hadis ezberleten iş adamlarını görürsün. Ama iş, çalışanın hakkına geldiğinde Kur’an raflara kaldırılır, sünnet sessizce geri çekilir. İşte bu çelişkiyle ayakta duran bir dindarlık, haktan hukuktan söz edemez. Söz ederse bile o söz, sahibinin aynası olur. Hak, dilden değil; elden anlaşılır.

Din anlatmayı insanların ayağına geldiği salonlara hapsedenlerle, insanların ayağına gidenler arasında şekil farkı vardır. Ama eğer ezilen için bir cümleleri yoksa, zalime karşı yükselttikleri bir ses duyulmuyorsa, aralarındaki fark usuldür; istikamet değil. Ortak zaafları aynıdır; zenginlere karşı gösterilen ihtiyatlı bir suskunluk. Fakirden yana konuşur ama vakti varlıklıların gölgesinde geçer.

Oysa bilirsin; bütün dinler önce ezilenlerin kalbine inmiştir. Buna rağmen hep ezenlere din anlatmak, onların çizdiği sınırlar içinde dindarlık oynamak, zulmün konforuna taşınmaktır. Bu tarafsızlık değildir. Bu, sessiz bir saf tutmadır.

Genç arkadaş!

Zihni zengin olanlarla oturup kalk. Serveti olanlarla değil. Zenginlerin yanında din, protokollerde okunan güzel bir tilavete dönüşür. Ses güzeldir ama adalet yoktur. Din, seni mahallendeki kapitalisti tanımaya zorladığı kadar, onun üzerinden sömürülen kardeşini de tanımaya mecbur bırakır. Kendi sokağında adaleti tesis edemeyen biri, devlete adalet vaadi veremez. Devleti yönetse bile adil yönetemez. Çünkü hayatında ona “Dur” diyecek kimse çıkmamıştır. O makamlara, ezilenlerin omuz vermesiyle ama onların sesini duymadan taşınmıştır.

Bu devran böyle dönmemeli.

Emeğin varsa, onu kendin yönet. Kimseye emanet etme. Çünkü emek, insanın namusudur. Namusunu devreden, itiraz hakkını da devreder. İtirazını kaybeden, zamanla dilini de kaybeder.

Bu ülkede dinin hayatı bütünüyle kuşatan hâli hiç anlatılmadı. Çünkü anlatmak bedel ister. Yaşamak ise daha ağır bir bedel. Bu yükü taşıyacak olan sensin. Geçmişi körü körüne mahkûm etmeden ama geleceği geçmişin hatalarına teslim etmeden yeni bir yol kurmak zorundasın. Bu yol, alkış alanların değil; bedel ödeyenlerin yoludur.

Şunu zihnine mıh gibi çak genç arkadaş!

Amerika’ya, Rusya’ya, İsrail’e boyun eğmeyen bir bilince sahip olabilirsin. Ama asıl imtihan, hakikat karşısında en yakınının hatırına da boyun eğmemektir. Çünkü hakikat, hatır tanıdığı an susar. Susturulan hakikat ise önce adaleti, sonra insanı, en sonunda da seni yutar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.