Serkan ŞİMŞEK

Serkan ŞİMŞEK

Gençler Neden Öfkeli? Şiddet Kime Ait, Sorumluluk Kimin?

Gençler Neden Öfkeli? Şiddet Kime Ait, Sorumluluk Kimin?

Son zamanlarda haber bültenlerini açtığımızda
genç yaşta işlenen şiddet olayları, akran zorbalığı, sokak kavgaları haberleriyle ve suç örgütlerine sürüklenen çocukların manzaralarıyla karşılaşıyoruz. Her seferinde “Gençler çok değişti.” cümlesini kuruyoruz.


Oysa asıl soru "Gençler mi değişti, yoksa biz mi onları yalnız bıraktık?" olmalı.

Şiddet, bir anda ortaya çıkan bir davranış değildir. Hiçbir genç sabah uyanıp “bugün şiddet uygulayayım” diye karar vermez. Şiddet; biriken öfkenin, bastırılan duyguların, görülmeyen çığlıkların dışa vurumudur. Çoğu zaman bu çığlıklar ne evde ne okulda ne de toplumda yeterince duyulur.

Bugün birçok genç, ailesiyle aynı evde ama duygusal olarak yapayalnız büyüyor. Anne-babalar geçim derdinde, çocuklar ise ekranların gölgesinde. Konuşmalar kısa, temas zayıf, empati eksik. Sevgi yerini kurallara, kurallar ise çoğu zaman cezaya bırakıyor. Böyle bir ortamda büyüyen genç, duygularını ifade etmeyi değil, bastırmayı öğreniyor. Bastırılan duygu ise bir yerde patlıyor.

Okullar ise yalnızca akademik başarıya odaklandığında başka bir sorun başlıyor. Sınavlar, notlar, yarış… Başarılı olan alkışlanıyor; zorlanan, içine kapanan, öfkelenen çocuk ise çoğu zaman “problemli” etiketiyle kenara itiliyor. Oysa o çocuk belki de sadece “biri beni anlasın” demek istiyor.

Tam da bu noktada devreye suç örgütleri, çeteler, yanlış arkadaş çevreleri gibi başka yapılar giriyor.

Bu yapılar, gence para kadar aidiyet sunuyor.
“Sen bizdensin” diyor.
“Burada değerlisin” diyor.
Birçok genç için bu cümleler, ilk kez duyulan güçlü cümleler oluyor.

Bir de ekranlar var. Filmler, diziler, sosyal medya… Şiddetin çoğu zaman “güç”, “saygınlık” ve “kahramanlık” ile yan yana sunulduğu bir dünya. Elbette her film izleyen genç şiddete yönelmez. Ama zaten öfkeli, zaten yalnız, zaten değersiz hisseden bir genç için bu içerikler tetikleyici olabilir. Gerçekle kurgu arasındaki çizgi bulanıklaşır; alkışlanan her davranış meşru sanılabilir.

Peki ne yapacağız?
Sadece cezaları artırarak mı bu sorunu çözeceğiz?

Hayır. Çünkü bu mesele bir güvenlik sorunu kadar bir eğitim, aile ve toplum meselesidir.

Şiddeti önlemek için önce erken fark etmeyi öğrenmeliyiz. Bir çocuğun içine kapanması, ani öfke patlamaları, okuldan kopması “geçici bir dönem” diye geçiştirilemez. Okullarda güçlü rehberlik sistemleri, ailelerde açık iletişim, mahallelerde gençlere nefes alacak alanlar şart.

Aileler çocuklarının sadece karnesine değil, kalbine de bakmalı.
Okullar sadece disiplinle değil, şefkatle de eğitmeli.
Devlet yalnızca cezayla değil, önleyici ve destekleyici politikalarla yol almalı.

Dünyada bunun örnekleri var. Gençleri sporla, sanatla, mentorlukla buluşturan ülkelerde şiddet oranlarının düştüğünü görüyoruz. Çünkü genç, kendini değerli hissettiği yerde yıkıcı olmaz.

Şiddetle anılan her genç, aslında ihmal edilmiş bir hikâyedir. Her ihmal, eninde sonunda topluma geri döner.

Bugün gençleri anlamaya zaman ayırmazsak, yarın onların öfkesiyle yüzleşmek zorunda kalırız.
Çünkü mesele “gençler neden böyle?” değil,
“Biz nerede eksik kaldık?” sorusudur.

Bu sorunun cevabı, hepimizin sorumluluğudur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.