Rasim DUMAN
DENİZALTILAR / DENİZALTILARIMIZ - 1
Kıymetli dostlarım, denizaltıların silah olarak kullanıldığı târih 1776'ya kadar gitse de, ilk ciddi kullanımları 1. Cihan Harbi'nde olmuştur.
2. Cihan Harbi'nde ise denizaltılar bilhassa Almanlar tarafından gayet müessir şekilde kullanıldılar ve müttefik devletlere muazzam kayıplar verdirdiler.
Almanlar bilhassa Atlantik Harekâtı'nda müttefiklere kök söktürdüler ve 1939-1941 arasında koca Atlantik'i, müttefiklere neredeyse "geçilmez" hâle getirdiler.
Eğer Adolf Hitler biraz "söz dinleyen" bir adam olsaydı, Deniz Kuvvetleri'nden kendisine yapılan "Denizlerde fâikiyet (üstünlük) elde edebilmemiz için, Denizaltı mevcudumuzu 1000 Adet'e çıkarmamız lâzımdır. Kezâ, Bismark sınıfından asgari 12 Adet muharebe gemimiz olmalıdır" ikazına karşılık, "bu rakamlara ne kadar zamanda ulaşabiliriz ?" diye sormuş ve "1947'de ulaşabiliriz" cevâbını alınca da "benim bu kadar zamanım yok" demiş ve Almanya'yı 300 denizaltı, Bismark ve onun ikizi Tirpitz Ana Muharebe gemileri ile savaşa sokmuştur. Tabii Scharnost, Ginesnau, Prens Öjen gibi muharebe gemilerini ve 100'e yakın diger kruvazör ve muhripleri ihmâl etmiyorum. Fakat bu rakamlar, uzun sürmesi ihtimâli olan büyük bir harp için, elbette yetersizdi..
Uzakdoğu'da Japonlar ise, ciddi bir su üstü deniz kuvveti teşkil etmişlerdi.. Fakat mââlesef denizaltıların oynayacakları rolü, tâhmin edememişler ve bu sektörde bir hazırlık yapmamışlardı.
Kıymetli dostlarım, denizaltıları bu derece tehlikeli kılan şey ise, "torpido" dediğimiz "yüzen bombalar"dır.
Bu büyük harpten sonra başlayan ve Rusya liderliğindeki SSCB'nin (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) 1989'da dağılmasıyla sona eren "Soğuk Savaş" döneminde hem NATO ve hem de SSBC tarafında, üzerinde en fazla durulan ve en fazla geliştirilen harp silahları, denizaltılar olmuştur.
Bu amansız yarışta iki taraf ta, nükleer başlıklı füzeler atabilen, nükleer tâkatli denizaltılar geliştirmişlerdir.
Bu sınıftaki denizaltıların ebatları büyük ve yüksek tonajlı idiler. Binâenaleyh torpido ve füze kapasiteleri de yüksekti. Bir başka avantajları ise, yakıt ve tabiatile menzil problemlerinin olmaması idi.
Fakat bir de, çok dramatik dezavantajları vardı ; tâkat sistemleri gürültülü çalıştığı için, rakip devletlerin sonar sistemleri bunları çok uzak mesâfelerden tesbit edebiliyordu..
Sonar dediğimiz şey de, bir nevi "radar"dır.
Radarlar, yaydıkları elektromanyetik dalgaların, havadaki cisme çarpıp geri dönmesi sayesinde o cismi tesbit ederler.
Sonarlar da, su üstünde veya su altında bulunan platformlardan yayılan seslerden, o gemilerin yerlerini, hızlarını, derinliklerini ve seyir istikametlerini tesbit ederler.
Halbu ki, denizlerin derinliklerinde "gözlerden ırak" olan denizaltıların, "kulaklardan da ırak" olmaları, kendi varlıklarının devamı açısından hayati ehemmiyet arzeder.
Denizaltılarda gizlilik, ancak "sessizlik" ile temin edilebilir. Bunun için de, denizaltı imâl eden devletler, dizel motor kullanmaya yönelmişlerdir. Mâmââfih bu motorlar da "tam sessiz" değillerdir elbette.. Asgari 3600-4000 bg güç üreten motorların tam bir sessizlikle çalışmaları zaten mümkün değildir.
Denizaltı imâl eden devletler, tesbiti zorlaştırmak için, bu sefer de denizaltıların daha derinlere dalabilmelerinin yollarını aramışlardır. Daha derinlere dalabilmek için de, o derinliklerde milyonlarca ton suyun basıncına dayanabilecek, özel çelik saclara ihtiyaç hissedilmiştir. HY (High Yield) serisi çelikler böyle geliştirilmiştir. HY-80, HY-100, HY-130, HY-170..., serisi celiklerin geliştirilmeleri de öyle kolay olmamış ; takriben 60-70 sene AR-GE çalışması yapılmıştır.
Biz bu konuda pek zahmet çekmedik.
OYAK Şirketimiz, Finlandiya'nın NATO'ya giriş sürecinde, bu ülkenin HY Çeliği imâlâtında gayet ileri seviyede olan MİİLUX Şirketini satınaldı ; onlardan aldığımız teknik bilgi ile şimdi Erdemir, HY-130 Çelik saclarını da imâl ediyor ve ilk MİLDEN (Milli Denizaltı) gemimiz için 92 Ton sacı Ocak 2025'te Gölcük'e teslim etti.
Yani kıymetli dostlarım, derin dalış yapabilecek denizaltılar için ihtiyacımız olan özel çelik sacları eğer yerli ve milli olarak geliştirelim deseydik, belki 50 sene AR-GE için zaman harcamamız gerekecekti ; biz ise, "hazıra konduk"...
Bakınız kıymetli dostlarım, insanlarımızın çoğunun bilmedikleri şu hakikat, ne kadar hayâti ve ne kadar ehemmiyetlidir..
Herkes buradan pay biçmeli ve takdir etmelidir ki, başımızdaki Cumhurbaşkanımız Recep Tâyyip Erdoğan ne kadar kıymetli bir devlet adamıdır...
Reis sınıfı denizaltılarımızda imâlât / inşâât programının 3 sene gecikmesinin en büyük sebeplerinden birisi de, bu denizaltılarda kullanacağımız HY-80 ve HY-100 Çelik sacların TÜRKİYE'ye tesliminde çıkarılan zorluklardır.
Çelik sac meselesini, Finlandiyalı firmayı komple satınalarak, kökten çözdük, elhamdülillah..
Fakat Almanlar bu sefer de, denizaltının en mühim kısmını teşkil eden ve Section-50 denilen parçasının teslimâtında zorluk çıkarmaya başladılar.
"Parça" dediğime bakmayınız, üzerinde torpido kovanları da bulunan, 80 Ton'luk bir blok'tan bahsediyorum..
Devletimiz buna da el attı, Savunma Sanayimiz'in güzide kuruluşlarından STM'nin öncülüğünde ve teknik desteği ile, Gürdesan firmamız, bu Section-50'yi büyük bir muvaffakıyetle imâl etti..
Almanlar'ın, denizaltılarımızda kullanacağımız DM2A4 Torpidolarını teslimlerinde daha önce çıkardıkları sıkıntıları dikkate alan Devletimiz, TÜBİTAK SAGE, ARMERKOM ve ROKETSAN'a, "ağır torpido yapmaları" tâlimâtını verdi. Son derece kritik, karmaşık ve yüksek teknoloji gerektiren bu işe 2008'de başlayan bu müesseselerimiz, ilk ürünü 2013'te ortaya çıkardılar.
Kıymetli dostlarım, bir "ağır torpido"nun, batıramayacağı gemi yoktur. Torpidolar, geminin karinasının altında infilak ederler. Takriben 300 kilogram yüksek infilak maddesi patlayınca, geminin altında çok yüksek bir basınç oluşturur ve geminin o kısmı bu basınca dayanamayarak aşırı esner ve böylece, geminin omurgası kırılır ve gemi sür'atle iki parçaya bölünür ve çok kısa bir müddet içinde de, batar.
Bir ağır torpido, uçak gemisini dahi batırabilir ; yeter ki, atış menzili dâhiline girebilsin..
Bizim AKYA Torpidomuzun menzilinin 50 km ve hızının da 45 knot (83,24 km) olduğu açıklandı.
GÜR Sınıfı bir denizaltımızın, birkaç sene evvel bir NATO Tatbikatında, İtalyanlar'ın TİP-212 denizaltısına, farkedilmeden 500 metre yaklaştığını ve simülasyonda yapılan atışta, İtalyan denizaltısını vurduğunu hatırlatmak isterim.
Şunu da hatırlatmak isterim : Denizaltı teknolojilerinde Almanlar, Dünyada ( 1 ) numaradır.
TİP-212'ler de, Almanlar'ın "medâr-ı iftihârları"dır.
Bize ve Yunanistan'a bu denizaltıları satmadılar ; bir alt modeli olan TİP-214'leri aldık.
"Aldık" derken şöyle : Biz bu denizaltıları % 81 nisbetinde kendi yerli ve milli malzemelerimiz ve yazılimlarımız ile imâl ediyoruz. Hatta ismini de, TİP-214TN olarak revize ettik.
Aynen İtalyanların Avgusta helikopterini, "Atak" haline getirdiğimiz gibi... Şimdi İtalyanlar, bizim Atak helikopterlerimize hayranlık ve gıpta ile bakıyorlar... :)
TİP-214TN'leri de aynı şekilde "orijinalinden çok çok ileriye" taşıdık.
Bu denizaltılarımızla alâkalı olarak daha sonra bilgi vereceğim inşallah.
Evet kıymetli dostlarım, Cumhuriyet döneminde ilk denizaltı teşebbüslerimiz 1936'da Almanlar ile oldu.
2. Cihan Harbi'nden sonra ABD'den "savaş artığı" birkaç denizaltı geldi.
Fakat "Alman sevdâmız" bitmedi ; yine onlardan TİP-209/1200 sınıfı denizaltılar aldık. Ve ilk modern denizaltıyı da Gölcük Tersanemizde 1979'da inşa ettik.
Eslında "Alman ekolünü" tercih etmiş olmamız, son derecede isâbetli olmuş. Çünkü "işi en iyi bilen"den öğrenmişiz.
Hem öğrenmiş ve hem de yeni teknolojiler geliştirerek, üzerine ilâve etmişiz.
Kıymetli dostlarım, bu kısım bu kadarı ile kalsın ; zira çok uzadı, sizi de daha fazla yormayayım.
İkinci kısmı da fazla gecikmeden paylaşacağım inşallah.
Selâm ve dua ile kıymetli dostlarım.
Rasim Duman.
Emekli J.Ord.Astsubay.