Değer Bir Eğitimdir: Bilen Değerlendirir

Hayattaki en önemli düsturlardan biri şüphesiz ki kıymet bilmektir. Bir nesnenin veya bir insanın gerçek değeri, ancak ona bakan gözün derinliği kadardır. Bu konuyu en güzel şekilde özetleyen, eğitimden insan ilişkilerine kadar hayatın her alanına ışık tutan ibretlik bir hikaye ile konuyu açalım.

Pırlanta ve Çırak: Bir Değer Yolculuğu

Bir usta, yanında çalıştırdığı ve kendi değer anlayışıyla özene bezene yetiştirdiği çırağını yanına çağırır. Saygıyla gelen çırağının eline çok değerli, ışıl ışıl bir pırlanta verir ve ona şu görevi tebliğ eder:

"Evlat, al bunu! Hangi çeşitten olursa olsun, önüne gelen tüm esnafa gir ve göster. Elindeki parçaya kaç lira verebileceklerini öğren. Ama sakın hiçbirine satma! Sadece verdikleri fiyatları, onların gözündeki ederini öğren ve bana geri getir."

Usta son olarak ekler: "Esnafı dolaştıktan sonra en son bir kuyumcuya gir. Bakalım o kaç lira veriyor? Tüm bu bilgileri topla ve gel."

Esnafın Gözünde "Taş"ın Değeri

Çırak, elindeki pırlanta ile yola koyulur. İlk durağı bir bakkal dükkanıdır. İçeri girip elindekini uzatır: "Bunu satmak istiyorum, alır mısınız?"

Bakkal, elindeki taşı evirir çevirir, inceler ama bir şey anlamaz. "Buna verebileceğim tek bir lira. O da senin hatırın için. Bu boncuk benim işime yaramaz, alıp eve götüreyim de çocuklar oynasın," der.

Çırak teşekkür edip çıkar. Bu kez bir manifaturacıya girer. Manifaturacı taşı eline alır, bakar ve onu parlak bir süs taşına benzetir: "Benim pek işime yaramaz ama bir elbisede belki değerlendirilir. Buna en fazla beş lira verebilirim."

Çırak oradan da ayrılır ve bir semerciye uğrar. Semerci taşı inceler ve şöyle der: "Bu benim yaptığım semerlere güzel bir süs olur, 'kaş' dediğimiz süslerden yapabilirim. Buna ancak on lira veririm."

Sarrafın Gözünde "Cevher"in Değeri

Çırak, aldığı bu cevaplarla son durağı olan kuyumcuya girer. Kuyumcu, çırağın avucundaki mücevheri gördüğü anda yerinden fırlar. Heyecandan sesi titreyerek sorar:

"Bu kadar değerli ve büyük bir pırlantayı sen nereden buldun?"

Çırağın cevap vermesine fırsat kalmadan hemen ekler: "Buna kaç lira istiyorsun?" Çırak sakin bir şekilde, "Siz ne veriyorsunuz?" diye sorar. Sarraf hiç düşünmeden cevap verir: "Ne istiyorsan onu veririm!"

Çırak, ustasının emri gereği satamayacağını söyleyince kuyumcu adeta yalvarmaya başlar: "Ne olur bunu bana sat! Dükkanımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim."

Çırak, bunun bir emanet olduğunu, sadece fiyat öğrenmek için geldiğini zorlukla anlatır ve mücevheri alıp ustasına geri döner.

Kıssadan Hisse: İnsan Bir Pırlantadır

Büyük bir şaşkınlık içinde yaşadıklarını ustasına anlatan çırak, ustasının "Sen bu tecrübeden ne anladın?" sorusuna şu muazzam cevabı verir:

"Bir şey ancak değerini bilenin yanında kıymetlidir."

İşte eğitimin özü de tam olarak budur. Bir eğitmenin, her öğrencisinin işlenmeyi bekleyen bir pırlanta olduğunu bilmesi gerekir. Öğrencinin değeri, ancak bir kuyumcu titizliğiyle ona yaklaşan öğretmenin elinde parlar.

Eğer bir öğretmen, öğrencilerine evlat gözüyle bakıp onlardaki cevheri keşfedebilirse; o eğitim, vatana, dine ve ümmete faydalı bir nesle dönüşür.

Bu bilinçle yetişen nesillerin önemini yakın tarihimizde gördük. 15 Temmuz darbe girişiminde, işte bu "değerleri" özümsemiş evlatlarımız; vatanını hainlere ve onların kuklalarına karşı canları pahasına korumasını bildiler. Çünkü onlar, vatanın bir "boncuk" değil, paha biçilemez bir "mücevher" olduğunu bilen ustaların elinde yetiştiler.

Selam ve dua ile...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.