Cem MURAT
DEDEDEN TORUNA KALAN MİRAS DİJİTAL PRANGALAR (ELON MUSK)
Washington DC'de düzenlenen ABD-Suudi Yatırım Forumu'nda Elon Musk, yapay zekâ ve robotik sayesinde 10 ila 20 yıl içinde çalışmanın isteğe bağlı, paranın ise önemsiz olacağını söyledi. Bu sözler ilk bakışta bir teknoloji iyimserliği gibi görünür. Ama arka planına bakıldığında, bu iyimserliğin kökleri çok daha eski ve çok daha ideolojik bir zemine dayanmaktadır.
Elon Musk'ın büyükbabası Joshua Haldeman, 1930'larda Kanada'da Technocracy Incorporated adlı radikal bir hareketin önde gelen isimlerinden biriydi. Bu hareketin temel tezi şuydu: Para sistemi ve özel mülkiyet, yeni teknolojik çağa ait değildir; makineler bolluk üretebildiğine göre para gereksizleşecek, mühendisler ve teknik uzmanlar tarafından yönetilen tek bir küresel devlet kurulmalıdır.
***Elon MUSK'ın dedesi...
Musk'ın babası Errol Musk ise Güney Afrika'da apartheid döneminde yerel yönetimde görev almış bir isimdir. 2018'de verdiği röportajda "biz zaten her şeye sahibiz, neye ihtiyacımız var ki" diyerek serveti ve ayrıcalığı doğallaştıran bir dünya görüşünü dile getirmiştir.
Musk'ın "paranın önemsizleşeceği" kehaneti, büyükbabasının "fiyat sisteminin yıkılması" tezinin 21. yüzyıldaki yankısıdır.
Araştırmacıların 151 milyon ABD'li işçiyi ve 32.000'den fazla beceriyi simüle ederek oluşturduğu Project Iceberg raporu çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor: Yapay zekâ, şu an ABD'deki işlerin yüzde 11,7'sini üstlenebilecek teknik kapasiteye ulaşmış durumda. Bu, 1,2 trilyon dolarlık bir iş değerine karşılık geliyor.
Sadece bu yılın mayıs ayında ABD'de YZ sebebiyle işten çıkarılanların sayısı 87.000 üzerinde.
Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Davos'ta öne çıkardığı meşhur ifade: "2030'da hiçbir şeye sahip olmayacaksınız ve mutlu olacaksınız." Bu sözün bir "gelecek senaryosu" olarak çerçevelendiği görülüyor.
Peki bu senaryo neyi tarif ediyor? Çalışma gelirinin ortadan kalktığı, mülkiyetin yerini kiralık erişimin aldığı, temel geçimin ise devlet transferlerine Evrensel Temel Gelir'e bağlandığı bir modeli. Asıl sorun şudur: Bu transferler hangi koşullara bağlı olacak?
Eğer gelirim sisteme itaat ettiğim sürece akıyorsa, bu bir güvence değil; bir prangadır...
Otomasyon + merkezi kontrol bütünleşmesinin en ileri uygulaması bugün Çin'de yaşanıyor. 2024 itibarıyla operasyonel robot stoğunu 2 milyonun üzerine çıkaran Çin, Baosteel gibi fabrikalarda insan müdahalesini 30 dakikaya kadar düşürdü. Midea'da 15 dakikalık işler 30 saniyede tamamlanıyor.
Çin'de uygulanan 'Deadbeat Map' uygulaması, mahkeme kararıyla borçlularının adını, kimlik numarasını ve adresini 500 metrelik yarıçap içindeki herkese ifşa ediyor. Bu dijital utandırma mekanizması, bireysel mali sorunları toplumsal bir cezalandırma aracına dönüştürüyor.
Ve teknik olarak: Belirli kişilerin belirli yerlerde belirli şeyleri satın alması kısıtlanabilir tıpkı Çin'in sosyal kredi puanının uçuş yasağına dönüşmesi gibi.
Elon Musk'ın vizyonu cazip görünüyor. Çalışma isteğe bağlı, para önemsiz, herkes özgür. Lakin MIT raporu gösteriyor ki otomasyon kaçınılmazdır. Çin modeli gösteriyor ki bu otomasyon, ekonomik bağımlılıkla sosyal kontrolü birleştirebilir. CBDC tartışmaları gösteriyor ki paranın dijitalleşmesi, özgürlük kadar denetim de getirebilir. Ve Musk ailesinin ideolojik mirası gösteriyor ki bu sürecin öncülerinin söylemleri, kökleri olan bir dünya görüşünden beslenmektedir.
Son olarak merhum Erbakan Hoca'nın o tarihi sözünü hatırlayalım;
"Namaz kılan köleler olmayacağız!"
Elbette bu onların planları, dünyayı kendi haline bırkılmış boşta bir yer sanıyorlar. Plan yapanların, tuzak kuranların en hayırlısı Yüce Rabbimizdir.
(MIT Project Iceberg raporu, WEF yayınları ve BlackRock açıklamalarından yararlanılmıştır.)