Mehmet KAÇAR
BU TEBLİĞ METODU İNSANI DİNSİZLİĞE GÖRTÜRÜR!
Bir zamanlar bende toplu taşıma araçlarını kullanarak okula gidip gelirken çok sık tramvay tartışmalarına şahit oluyordum. Tramvaya günde iki defa binip iniyordum. Bu dört yıl devam etti ve en verimli yazı yazdığım yer, ders planı yaptım yer, ezber ve yabancı dil çalıştığım yer olarak görüyordum. Burada günde en az otobüsle beraber 80 dakikam geçiyordu. Burada ki anılarımı tramvay anıları olarak birkaç yazıda yayınlamıştım. Taşımalı öğrencilerimi de taşıma esnasında lak lak yapmamalarını, ödev yapmalarını, ezber yapmalarını veyahutta yabancı dil çalışmalarını tavsiye ederdim. Burada ödevlerinizi yaparsanız, eve boş vakit bırakırsınız derdim. Bugün burada sizlere anlatacağım hadisenin, aldığım notlara göre tarihi ise 18 Ocak 2017 ve akşam eve dönüş saati olan 17.00’de tramvayda geçtiğini görüyorum.
Konya merkezdeki tramvay durağı olan Kültür parktan tramvaya bindim. Boş bulduğum bir yere oturdum. Oturduğum koltuk arkadaşıma selam verirken şöyle bir göz ucu ile baktım. Bana göre çok daha yaşlı ve sakallı, birazda hırpani bir durumu vardı. Oturdum ve sabahtan başlı kalan yazımı kaldığım yerden tekrar yazmaya başladım.
Komşum ne yazıyorsun? diye bana seslendi. Bende kendisinin yüzüne dahi bakmadan, öğretmenim ve yarınki ders konusunu hazırlıyorum dedim.
Bana öğretmensin amma yazında çok kötüymüş dedi. Ben yine ona bakmadan, bu yazı sadece bana aittir ve o da bana yetiyor dedim. Sonra derste bu konuyu, bu plana göre ben anlatacağım, öğrenci ve başkasını ilgilendirmeyen bir konu bu yazı dedim ve bir yandan da yazmaya devam ediyordum.
Bu cevap adama yeterli gelmemiş olacak ki, yine devam etti ve yazın çok çirkinmiş dedi ve gerçi bende iyi ve güzel yazı yazamam dedi. Ama ben özendiğim zaman güzel yazı yazardım dedi. Ben senin gibi üniversite mezunu da değilim, sadece ilkokulu bitirdim. Amma azim ve gayretim ile mors alfabesini öğrendim dedim.
Bende yine yüzüne dahi bakmadan bana ne senin mors alfabesini bilmenden dedim. Sonra tekrar bana sen neden hala emekli değilsin bak ben emekliyim dedi. Ben ara verdiğimi yurt dışında biraz kalığımı ve yeniden öğretmenliğe döndüğümü söyledim. Artık yazı yazma imkânım kalmamıştı. Hangi okulda öğretmensin dedi. İmam Hatip Lisesi dedim.
O zaman dedi ki siz hep yanlışları din diye öğretiyorsunuz dedi. Ben yavaş yavaş sinirlenmeye başlamıştım.
Bu şahsiyetle daha öncede tramvayda yolculuk yapmışız. O beni o yolculuktan tanıyormuş. Seninle daha öncede yolculuk yaptık. O zamanda yine sağa sola bakmıyor ve yazını yazıyordum. Selam verdim hatta duymadın ve almadın bile dedi. Yazın o zamanda çok kötüydü şimdi de çok kötü dedi. Ama bak yine söylüyorum söz, sizi doğruya çağırıyorum, siz yanlış öğretiyorsunuz, bundan vaaz geçin. Cinler tepeme çıkmıştı ama sabrımı taşırıyorsun ve beni çok zorluyorsun, ben ilahiyat mezunuyum ve her gün dersime hazır gitmeye çalışırım dedim. Buna rağmen artık bozuk plak gibi otomatiğe bağlamış ve yanlış öğretiyorsunuz deyip duruyordu.
Artık kalemi bıraktımıştım. Kafamı kaldırıp baktığımda karşımda bir anne ve kız oturuyordu. Tepemizde ayakta dikelen onca insan vardı. Yani tramvay oldukça kalabalıktı zira insanlar işten dönüyorlardı. Yine sustum ve insanlara saygımı göstermek istedim. Ama yazı yazmayı bırakmıştım artık.
Biliyor musun ben mors alfabesini çok iyi biliyorum, sen bilir misin diye sordu? Bende benim mesleğin o değil ve bana lazımda değil dedim. Ben çok iyi biliyorum amma şimdi kullanmıyorum dedi. Bende bana ne kardeşim sana sordum mu? ben dedim. Bu kadar güzel mors alfabesini kullanmama rağmen ilkokulu zar zor bitirdim dedi ve aynı nakaratı tekrar etmeye devam etti. Ama siz yinede her şeyi yanlış öğretiyorsunuz. Beni dinlersen sana doğruyu nasıl öğreteceğini anlatacağım dedi. Artık susmamaya karar vermiştim ve sesimi yükselttim ve bu durum tabi ki çevredekilerin de dikkatini çekecek kadar yüksek tonda oldu ve sadece konuşuyordum.
Sen hiç kitap okur musun? dedim. Hayır. Beni yanlış yollara götüren kitapları ve sizin yazdıklarınızı okumama gerek yok, onlar zaten yanlıştır dedi. Hatta hiç okumuyorum dedi. Ben adama dedim ki, adam sen kitap okumuyorsan benim ne anlattığımı, nasıl ders anlattığımı, anlattığımın doğrumu yanlış mı olduğunu nereden bileceksin dedim. O zaman da ben zikir çekiyorum ve o bana yetip artıyor ve siz zaten yanlış öğretiyorsunuz dedi tekrar.
Ben bunu söyleyince otomatiğe bağladı ve siz yanlış anlatırsanız bilensiz de ve doğruyu anlatmazsınız dedi. Bende iyice sinirlenmiştim ve sus be adam, benim yazımın çirkin ve yanlış olduğundan başladın ve dersimi yanlış anlatığımı iddia edersin hem de kitap dahi okumadan dedim. Eğer izin verirsen o çirkin yazımı yazmaya döneceğim dedim. Yine yazın zaten çirkin ve siz hep yanlış anlatırsınız dedi. Ben de yeter artık, sus sus sus dedim. Ses tonunu yükseltti ve bana çok kızdı. Siz zaten hep yanlış öğretirsiniz dedi ve ben yazıma dönmüştüm. O ben ilgimi kesince şöyle dedi. Kimin ne olduğu bilinmez demeye başladı. Böylece tam yedi durak yolculuk yapma mecburiyetinde kaldım. Japon parkı durağına kadar o söylenerk bende yazarak geldik. Ben orada indim o devam etti.
Şimdi size soruyorum, biz yanlış mı yapıyorduk? Ayrıca biz bu insanlarla mı İslami tebliğde başarılı olacağız? Bu şekilde kime tebliğ edeceğiz? Adam kitap okumuyor, Meal, Tefsir, Kelam, Fıkıh, Hadis ve diğer İslâmi ilimleri yanlış görüp okumuyor.
İlkokulu zar zor bitirdim diyen bu zat kendini “Allah dostu, kendinden başkasını yanlış görüyor ve kendinin evliya olduğuna inandırılmış” ve öyle görüyor. Kendine zikirle ilim verildiğini savunuyor. Ve ondan başka herkes yanlış yapıyor ve yanlış eğitim veriyor. İHL ve İlâhiyat Fakültelerinde yanlış eğitim veriliyor ve bunlardan mezun olanlarda yanlış eğitim vermeye devam ediyor.
Onlardan başka doğruyu bilen yok. Ayrıca okumanın da çok bir anlamı yok. Okuyan zaten yanlışı okuyor ve onu anlatıyor. Cami imamı, Meslek Dersleri Öğretmenleri, İlâhiyat öğretim görevlileri hep yanlışı öğrenip o yanlışları anlatıyorlar. Doğruyu öğreten okul ise sadece kendilerine hitap eden dergahlar dır. Bunlara laf söyleyenler de çarpılır gider derken ben artık onu duymamak için hızla o durakta indim ve ondan kurtuldum.
İyi ki de indim ve saçma sapan sohbeti dinlemekten kurtuldum. Değilse sinirlerim iyice bozulacaktı. Eve giden otobüse zar zor bindim ve o zorlukta eve ulaştım.
Dikkat edin, ilkokulu zar zor bitiren bu şahıs bana din, şeriat, tarikat dersi vermeye kalkıyor.
Bir daha bu şahısla karşılaşmadım. Muhteremler, Bizleri yaratan Yüce Rabbimiz, akıllarını kullanan ve cennetine dahil ettiği kullarından eylesin.