Bünyamin KURT
Katı Plastik vb. Atık da, Nükleer ve Fosil Atıklar Atık Değil mi?
Bizi Sadece Plastik vb. Katı Atıkla Meşgul Etmeleri Kabul Edilemez! (30 Mart Sıfır Atık Günü)
1. Plastikle savaşırken devasa fosil ve nükleer atıklara teslim olmak büyük bir çelişkidir.
2. Atmosferi ücretsiz bir çöplüğe çeviren fosil yakıtlar, faturası halka kesilen bir makroekonomik yıkımdır.
3. Akkuyu bir enerji arz güvenliği projesi değil, ağır bir jeopolitik prangadır.
4. Türkiye, on binlerce yıl sürecek çözümsüz nükleer atıkların kuluçka makinesi yapılamaz.
5. Çin örneğinde gördüğümüz gibi, temiz enerjiye geçiş sadece çevresel değil stratejik bir beka meselesidir.
6. Katı atık geri dönüşümündeki başarı, enerji sektörünün saldığı 600 milyon ton atığı ve yılda 60 milyar dolarlık zararı aklayamaz.
7. Gerçek "Sıfır Atık" vizyonu plastik poşetlerde değil, fosil bacalarında ve nükleer reaktörlerde başlamalıdır.
Geleneksel atık yönetimi algımız, on yıllardır gözle görebildiğimiz ve dokunabildiğimiz materyaller üzerine inşa edildi. Sayın Emine Erdoğan’ın himayelerinde 2017 yılında başlatılan "Sıfır Atık" projesi, bu alanda tarihi bir başarıya imza atarak 90 milyon ton katı atığı (plastik, cam, kâğıt vb.) geri dönüştürdü ve ülke ekonomisine yılda yaklaşık 40 milyar lira kazandırdı.
Bu vizyon, uluslararası arenada da haklı bir takdir toplayarak BM nezdinde karşılık buldu. "90 milyon ton katı atığı ekonomiye kazandıran bu çaba, her yıl 600 milyon ton CO₂ salan enerji sektörümüzün yarattığı (yılda yaklaşık 3 trilyona denk değerde) görünmez atığın, yani zararlı emisyonların yanında ne ifade ediyor?"
Yani termodinamik, çevre mühendisliği ve makroekonomik perspektiften bakıldığında ortada devasa bir çelişki duruyor: Plastik poşetleri ve pet şişeleri sıfırlamak için küresel bir seferberlik ilan ederken, gezegenin ekolojik ve ekonomik dengesini asıl tehdit eden nükleer ve fosil atıkları neden "atık" statüsünde görmüyoruz?
1. Görünmez Dev: Fosil Yakıtların Gaz Atıkları:
Yanma reaksiyonunun temel mühendislik prensibi gereği, fosil yakıtların içindeki karbon ve hidrojen oksitlenerek enerji açığa çıkarır. Ancak bu sürecin sonunda bacalardan ve egzozlardan atmosfere salınan Karbondioksit (CO2), Karbonmonoksit (CO), Kükürtdioksit (SO2) ve Azot Oksitler (NOx) sistemden izole edilmesi gereken kimyasal atıklardır.
Enerji piyasalarındaki en büyük yapısal sorun, atmosferin milyarlarca tonluk bu gaz atıklar için "ücretsiz bir açık hava çöplüğü" olarak kullanılmasıdır. Katı bir tehlikeli atığı bertaraf etmek tesislerin operasyonel maliyetlerine yansırken, fosil atıkların faturası iklim krizinin tetiklediği sağlık harcamaları, kuraklık ve tarımsal kayıplar olarak doğrudan halkın sırtına yüklenmektedir. Bu durum, fiyatlandırılmamış bir dışsallıktır.
2. Nükleer Enerji: Ekolojik Risk, Atık ve Jeopolitik Pranga
Fosil atıklar doğrudan biyosfere karışırken, nükleer atıklar çok daha karanlık bir tablo sunmaktadır. İklim krizine bir çözüm ("yeşil boyama") olarak sunulmaya çalışılan Akkuyu NGS, Türkiye için bir enerji arz güvenliği projesi değil, çok pahalı ve ekonomik ve de jeopolitik dışa bağımlılıktır.
Uluslararası anlaşma zemininde kurgulanan modelde, Türkiye elektriği piyasa fiyatlarının çok üzerinde bir bedelle satın alan bir "müşteri" konumuna indirgenmiştir. Daha da vahimi, Akkuyu’daki radyoaktif atıkların akıbetidir. Rusya yasalarına göre atıklar ancak "yeniden işleme" amacıyla ülkeye kabul edilebilmekte, içindeki plütonyum alındıktan sonra kalan ölümcül radyoaktif atıklar nihai depolama için Türkiye’ye geri gönderilmektedir.
Türkiye'yi adeta bir nükleer "kuluçka makinesi" konumuna düşüren bu süreç, on binlerce yıl muhafaza edilmesi gereken atıkların depolama maliyetini ve sızıntı riskini kamu kaynaklarının ve gelecek nesillerin üzerine yıkmaktadır. Üstelik Akdeniz havzasının küresel ortalamadan 20 kat daha hızlı ısındığı bir denklemde, soğutma suyu ihtiyacı nükleer santralleri ekolojik bir saatli bombaya dönüştürmektedir.
Büyük ekonomik ve dışa bağımlı yapan zararlarına ek olarak, Türkiye Akkuyu'dan çıkacak yüksek seviyeli radyoaktif atıkların nerede, nasıl ve hangi teknolojiyle depolanacağına dair bugün itibarıyla bilimsel olarak kabul görmüş bir plana sahip değil. Bu, üzerinde yaşadığımız toprakları bilinmeyen bir süre için potansiyel bir tehdit alanı haline getirmek demektir.
3. Temiz Enerji Yatırımları ile Güvenli Liman Olmak: Çin Örneği!
Türkiye nükleer ve fosil prangalarla boğuşurken, küresel enerji satrancını doğru okuyan ülkeler rotayı çoktan değiştirdi. The Economist ve BNP Paribas analizlerinin açıkça ortaya koyduğu üzere, Orta Doğu'daki savaşlar ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimler (İran'ın yaptırımlara rağmen petrol gelirlerini artırması gibi) küresel piyasaları sarsarken, Çin yatırımcılar için yapısal olarak en sağlam "güvenli liman" haline geliyor.
Bunun temel sebebi tesadüfi değildir. Çin'in yenilenebilir enerji (güneş, rüzgâr) teknolojilerindeki tartışmasız hakimiyeti ve elektrifikasyon odaklı iç pazar stratejisi, ülkeyi petrol şoklarından ve küresel ticaret yolu tıkanıklıklarından izole etmektedir. Temiz enerji dönüşümü, Çin için sadece çevresel bir hamle değil, dış şoklara karşı inşa edilmiş stratejik bir makroekonomik kalkandır.
Çin'in stratejisi, dışa fosil ve nükleer bağımlılığını azaltmak için yenilenebilir enerji ve elektrifikasyonu bir beka meselesi olarak görmesidir. Onlar bu dönüşümü yaparken bizim hâlâ nükleer ve fosil ithalatının faturasını sürekli artırıyor olmamız, aradaki stratejik farkı gözler önüne seriyor.
4. Gerçek Sıfır Atık İçin Sayın Emine Erdoğan'a Çağrı:
Bugün plastik pipetlerin ve ambalajların denizlerimizi kirletmesini engellemek ne kadar hayatiyse, atmosferimizi bir gaz çöplüğüne, topraklarımızı ise nükleer atık deposuna çeviren enerji politikalarından kurtulmak da o kadar, hatta daha fazla hayatidir.
Sayın Emine Erdoğan'ın öncülük ettiği ve küresel bir yankı uyandıran "Sıfır Atık" kampanyasının vizyonu, artık enerji sektörünü de kapsayacak şekilde genişletilmelidir. Plastiklere karşı gösterilen bu kararlı duruş ve başlatılan seferberlik; nükleer atıklara ve termik santrallerin görünmez zehirlerine karşı da acilen başlatılmalıdır.
Türkiye'nin geleceği; ithal kömürde, garantili nükleer anlaşmalarda veya gaz atıklarda değil; Çin örneğinde olduğu gibi dışa bağımlılığı bitiren, gerçek anlamda "sıfır atık" üreten yüzde yüz yenilenebilir enerji teknolojilerindedir. COP 31'e ev sahipliği yapmaya hazırlanan bir Türkiye'nin dünyaya vereceği en güçlü mesaj bu olmalıdır.