Prof. Dr. Mustafa ALICI

Prof. Dr. Mustafa ALICI

Bir Kaçış Değil, Dünyayı Değiştiren Devrim: Hicret ve Hicri Yılbaşı

Takvim yaprakları yeni bir Hicri yılı gösterirken, İslam tarihinin en kırılma noktası olan "Hicret" kavramını yeniden düşünmenin tam zamanı. Çoğu zaman yüzeysel bir yaklaşımla, sadece bir mekân değişikliği ya da baskılardan kurtulmak için yapılmış zorunlu bir göç gibi algılanan Hicret, aslında insanlık tarihinin akışını değiştiren bilinçli, stratejik ve devrimci bir hamledir.

Hicret; müşriklerin baskısıyla ortaya çıkmış çaresiz, rotasız bir kaçış veya bir yenilgi savrulması kesinlikle değildir. En sade ve çarpıcı ifadesiyle o; Mekke’yi nübüvvet nurundan mahrum bırakmak, onu kendi karanlığına gömmektir. Bu ayrılış göstermiştir ki; Peygambere kapısını kapatan Mekke, artık Medine’nin bir alternatifi, rakibi ya da muadili olamaz. Çünkü Mekke’nin o dönemki hali; vahiysizlik, peygambersizlik ve en kötüsü de İslamsızlık halidir.

Ütopyadan Gerçeğe: Model Bir Şehir Devletinin Doğuşu

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve ashabının Yesrib’e ulaştığı an, insanlık tarihi için yeni bir milattır. Hicret, o güne kadar sadece zihinlerde birer hayal olarak kalan "Güneş Şehri" ya da "ideal toplum" gibi ütopyaları, bu dünyanın gerçek saadet beldesine dönüştürme hamlesidir. Yesrib, Hicret ile birlikte yaşanmış, lezzetine varılmış bir "Model Şehir-Devlet" yani Medine olmuştur.

Bu yeni nizam, ismi konulmamış ama ruhu iliklerine kadar hissedilen bir devlet yapısıydı. Bu yapının siyaset anlayışı, "Bir toplumun efendisi, onlara hizmet edendir" ilkesine ram olmuştu. İdaresi baskıyla kendini hissettirmeyen, adaletini ise her bireyin ruhunda bulduğu bir Rehber ve Risalet, Medine’yi inşa ediyordu.

Kardeşlikten Ümmete, Ahitten Hukuka

Hicretin toplumsal dehası, asırlarca birbiriyle kan davası güden yerli kabileleri "Ensar", yurtlarını geride bırakanları "Muhacir" yaparak muazzam bir kardeşlik anlaşmasıyla birbirine zimmetlemesinde saklıdır. Bu hamle, dağınık yapılardan tek bir "Ümmet" çıkarma sanatıdır.

Sadece Müslümanlar arasında değil, Medine’deki Ehli Kitap ve bilhassa Yahudilerle yapılan sözleşmeler de tarihin ilk yazılı anayasalarından birini doğurmuştur. Hicret, oradaki toplulukları tıpkı Hz. Musa’nın ahdi gibi birer "ahit ve muahede (sözleşme) toplumu" haline getirmiştir. Yahudilere, Hz. Musa gibi adil, kararlı ve de facto/de iure (fiilen ve hukuken) hükümran bir peygamberin geldiğini göstermiştir. Bu yönüyle Hicret, hukuka sadık kalındığında barışın, ihanet edildiğinde ise hak edilen cezanın kaçınılmaz olduğunu tarihe not düşmüştür.

Geri Dönmek Üzere Gitmek

Hicret, devrimci Tevhid inancının en somut göstergesidir. Müslümanca yaşamak, gelişmek ve dünyayı güzelleştirmek için sadece yer değiştirmek yetmez; Hicret, dokunduğu her yeri dönüştürmenin ve batıla karşı mücadele etmenin gerçek adıdır. Tarihi değiştirme inisiyatifinin Müslümanların elinde olduğunu tüm aleme ilan eden bir iradedir.

Nihayetinde Hicret; bir silinme, yok olma ya da meydanı terk etme eylemi değildir. O; sessizce, gizlice ve sükûnet içinde atılmış stratejik bir geri çekilmedir. Amaç nettir: Bir gün o şehrin putlarını yerle bir etmek, dünyayı şirkten arındırmak; sahtelikleri, batılları, zulmü ve cahiliyeyi barış içinde, alenen ortadan kaldırmak üzere "Tekrar Geri Gelmek".

Bugün yeni bir Hicri yıla girerken sormamız gereken soru şudur: Biz kendi hayatımızda, kötülükten iyiliğe, tembellikten mücadeleye, karanlıktan aydınlığa hicret edebiliyor muyuz? Yeni Hicri yılımız mübarek olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.